Emiliano Insua

Emiliano Insua

Tarih: 2010-09-01 | 142 Kez Okunmuş.

  • Twitter
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • E-Mail
Türkiye’de, ben büyük takımım, ben büyük oynuyorum, ben yarıştığım her kulvarda şampiyonluk görmek istiyorum diyorsanız, önce oturup bir kaç elzem noktaları yerine getirmeniz gerekiyor kadronuzu oluştururken. Bunlara uzun uzadıya girmeye gerek yok, zaten bir çoğu artık futbolla uzaktan yakından alakası olan herkesin dilinde ıslanmış durumda. Biz madem Emiliano Insua’yı tanıtacağız, o elzem noktalardan sadece birine parmak basarak girelim olaya.
İsterseniz üç forvet oynayın, isterseniz tek, ister dörtlü savunma yapın, ister liberolu; ortada bulunan 102 puanın en az 75-80′nin toplama hedefiniz varsa, önce o oyunu rakip sahada oynamaya gayret edeceksiniz demektir. Peki nasıl? İlk şart, olmazsa olmaz, o topu, o rakibi karşı alana gerekirse itekleyecek oyuncular olmalı elinizde. Her mevkisinde, her türlüsünden. Çizgi değil, alan kalecileri, o topu eline aldığında otuz kırk metre pas atabilecek, rakibi sindirebilecek alan kalecileri; rakip forvetlerin presinden zerre etkilenmeyen, seri, birbirleri ile uyumlu, ani ataklarda bek ya da orta saha oyuncuları kademe yapana kadar rakip hücum oyuncularını en azından oyalamasını beceren stoperlerin; ve özellikle oyunu rakip sahaya itme konusunda en önemli faktör olan beklerin.
Yıllardır sıkıntısını çekiyorduk bu sol kanadın Hakan Ünsal’lı ve Ergün’lü dönemlerden sonra. Kimi zaman stoperden bozma oynattılar, kimi zaman son iki üç yıldır olduğu gibi orta sahadan. Kolombiya’lardan çıkıp gelen oldu, fena da oynaması aslında, en azından bindiriyordu, deniyordu, lakin o da ilk senesinde o Şampiyonlar Ligi baskısı altında ezildi. Kimi zaman da Anadolu takımındaki performansı biraz abartılanlar oldu. Hani moda deyimle “over rated” olanlar. Gelenlerin hepsi kendi kapasiteleri dahilinde en iyisini vermeye çalıştılar, lakin büyük takım gereksinimleri onların ortaya koydukları performanslarının yeterli olarak değerlendirilmesine mani oldu hep. Sabri’nin sağ kanatta, özellikle son iki senedir ortaya koyduğu gelişimden sonra savunmanın sol kanadı kanayan bir yara oldu Galatasaray için. Hangi sistemle oynuyor olursa olsun, rakip yarı sahada bulundurabileceği maksimum seviyede oyuncu bulundurması, rakip ceza alanında mümkün olduğu kadar çoğalabilmesi gereken Galatasaray için. Bu pozisyon önemli bir eksiklik olarak kaldı hep. Sol kanatta geriden gelip, hem karşısında oynayan kanat oyuncularını geriye iten, hem önünde oynayan kanat oyuncusunu, markajcısını rahatsız ederek rahatlatan bir karakter yoktu o bölgede. Pür dikkat kademe bekleyen stoper ve ön liberoların umrunda olmuyordu o bölge senelerdir. Hani gözlerimi kapatıyorum, geriye bakıyorum, hiç araştırma yapmadan, ki belki de yanılıyor da olabilirim, bir bekin hücuma destek verdiğinde neler yapması gerektiğini en iyi ifade eden ve meyve veren pozisyon olarak aklımda Kocaelispor deplasmanında Alparslan’ın getirdiği ve Baros’un golle noktaladığı pozisyon geliyor sadece aklıma. Belki biraz da geçen sezon oynanan çerez Avrupa kupası maçları. Belki bir, belki üç, belki beş. Sağ kanadında sürekli o aksiyonu görürken, senelerdir ters kanadındaki o tarz pozisyonları ancak elinin parmaklarıyla sayabilecek konumda oluyorsan, zaten burada bir yanlış var demektir.
Bek önemlidir velhasıl kelam. Bek çoğu zaman markajsız gelir, önünde oynayan kanat koşu yolunu açtığı taktirde boş ve daha etkili gelir, bazen yapması gereken sadece sol ya da sağ ayağıyla bir orta, ya da topa bir tık daha dokunup, çizgiye inerek rakibin en zayıf olduğu bölgeye yani ceza sahası dışına doğru ittirmesi bile yeterlidir çoğu zaman. Bekin topla da iyiyse, senin bir hücum oyuncunu daha ceza sahasında bulundurma hüviyeti kazandırır takımına. Bekin sezme kabiliyeti yüksekse, stoperlerinin iki önde iki arkada dört gözü var demektir.
Peki tüm ihtiyaçları karşılayabilecek mi Insua? Elbette hayır. Her futbolcunun kendine has özellikleri olduğu kadar elbette oyun içinde eksiklikleri de olacaktır. Hele hele bu yaşındaysa. Biz burada hem iyi yönlerini hem eksi taraflarını anlatmaya çalışacağız. İyi yönlerini anlatırken, “bu kadar iyi olsaydı Liverpool bırakmazdı” yorumları yapılacaktır hemen. Lakin, bu futbol dünyasında herşey öyle teoride olduğu gibi olmuyor. Insua’nın gözden çıkarılma sebebi basit. Roy Hodgson. Liverpool’un orta sahada yıllardır süren kan kaybı sonrasında muhtemelen Roy, oyunu daha çok kanatlara yayma ve rakip kaleye gitmeyi daha kenarlardan yapmayı düşünmüş olacak ki, sağ kanattaki Glen Johnson gibi, sol kanada da saha içinde özellikle bir önceki cümle de belirttiğimiz gibi o işleri daha iyi yapan, sahada daha dominant duran ve daha tecrübeli bir sol bek arayışına giderek Fulham’dan öğrencisi Paul Konchesky ile takviye etti takımını. Geçtiğimiz sezon sakatlıklarla boğuşan Fabio Aurelio, yeri geldiğinde kullanabileceği Agger ve Trabzonspor maçında da izlediğimiz, Insua ile aynı tarz özelliklere sahip, ancak altyapısını ada futbolunda tamamladığı için daha avantajlı olan, Avrupa Ligi ön elemesinde de güven veren Martin Kelly sonrasında Insua o bölgede birden tercih dışı olarak kalıverdi işte. Esasında Roy’un Konchesky’i alarak o bölgede kullanma isteği vardı ve bu kaynağı yaratmak için Insua’yı daha önceden takımdan bonservisi ile göndererek kaynak yaratmaya çalıştılar. Özellikle Peru’lu Vargas’ın ciddi olarak büyük takımlar tarafından rahatsız edilmesini de gözeterek Fiorentina ilk etapta talipliler arasına girdi. Hatta Liverpool ile İtalyan takımının anlaştığına yönelik haberler bile çıktı. Ancak sonrasında bu anlaşma, basında yer alan haberlere göre, Insua’nın Fiorentina ile anlaşamaması ve Fiorentina tarafından forma garantisi verilememesi sonrasında suya düştü. Insua elde kalınca, Konchesky transferi de ikinci plana atıldı. İmdada Barcelona yetişti. Mascherano, Katalan ekibine giderken, Liverpool yerine bizimde bir dönem ilgilendiğimiz ancak fiyatı nedeniyle geri adım atmak zorunda kaldığımız Meireless’le beraber Roy’un göz ağrısı Konchesky’yi transfer edebilme imkanı buldu. Bu da Insua’nın tekrar gözden çıkarılabilmesine olanak sağladı.
Her cümlem elbette olumlu olmayacak Insua için. Sürekli bir pembe tablo çizipte, sizlerde de büyük beklentiler oluşturmanın da bir manası yok çünkü. Çoğu yabancı oyuncu böyle allanarak pullanarak getiriliyor ülkeye. Havaalanlarında binler tarafından karşılanıp, kulüpten bir görevlinin bir zahmet uğurlamasına neden olan olaylardan biri de bu işte. Transferin son günlerine girilirken yapılabilecek en iyi transferlerden biridir Insua. Eksikleri var elbette ama koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi demekte değil bu. Sonuçta, üç-dört sene içerisinde Arjantin Milli Takımının sol beki olabilecek bir yetenek var elimizde. İstediğimiz gibi yontmak, yönlendirmek, geliştirmek elimizde. İki sezondur ellinin üzerinde maça çıkmasına rağmen Liverpool’da o gelişmeyi gösteremedi. Benitez belki çok iyi teknik direktör ama 2004′den bu yana transfer ettikleri oyunculardan ciddi anlamda Liverpool takımına tam kapasite ile kazandırabildiklerinin yüzdesi gerçekten çok aşağıda çıkar. Bir Ryan Babel örneği var ki hele. Ronaldo gitti, Alex Ferguson Nani’den bir Ronaldo daha çıkarmak üzere ama Ryan Babel gibi bir yetenek hala var olma savaşı veriyor. Sebastian Leto, Gabriel Paletta, Cisse, Alou Diarra, Anthony Le Tallec, Mohamed Sissoko, Mark Gonzalez, Sinama Pongolle, Lucas Leiva vesaire vesaire. Hele o son Aquilani olayı tam olarak fişini çeken olay oldu Liverpool’da.
Belki 4.3 Milyon Avro’luk opsiyonuna inanmayanlar olabilir lakin Liverpool tam da bu fiyata Fiorentina’ya verecekti Insua’yı. Liverpool’un cevheri olarak gösterilirken, geçtiğimiz sezon Aurelio’nun sakatlanması ve Dossena’nın tutunamaması sonrasında birden o yaşında Liverpool’un sol bekte birinci tercihi olan bu genç, Hodgson’un gelmesiyle birden gözden düşüverdi işte. Halbuki her ne kadar doksan dakika birden gösterecek tecrübesi ve gücü olmasa da saha içindeki kararlılığı ve kendine güveniyle Liverpool’dan çok daha fazla kendinden bahsettirebilirdi. Lakin Alonso’nun gönderilmesi sonrasında orta sahaya onun kalibresinde bir oyuncu bulamayan, Torres’i iyi bir şekilde yedekleyemeyen Liverpool, Tottenham, Aston Villa gibi oturmuş takımların oyunlarını daha da geliştirmesi, Manchester City’nin bol sıfırlı rakamlarla transfer yapması sonucu bir anda geride kalıyor, Gerard ve Torres’in sık sakatlanmaları ile de kötü bir sezon geçiriyordu. Bu kötü sezonda elbette bir de bek olarak çok da ışık vermek zordu Insua adına.
Çoğu kaynakta muhakkak yaşıdır, özgeçmişidir, okumuşsunuzdur. Ben sadece oyun karakteri olarak yeteneklerinden, takıma yapabileceği katkıdan ve kendi ağzından bir kaç dipnotla bitireceğim bu analizi.
Daha önce bahsettiğim gibi oyunu ileriye itme arzusu hem rakip sahada çoğalmamızı, hem de önünde oynayacak gerek Kewell, gerekse Arda Turan gibi oyuncuların sert ikili üçlü markajdan kurtulmalarına yardımcı olacaktır. Eskişehirspor maçında sahada bir tane bile solak oyuncumuz olmadığı düşünülünce aslında çok önemli bir eksiği de giderecektir genç Arjantin’li. Genç dedik ya, o potansiyelini kullanmasını sağlayabilirsek, yaşını ve opsiyon bedelini düşününce, her ne kadar bu durum ülkemiz için hala bir fantezi olsa da, ileri de maddi açıdan kar getirecek bir transfer yapmasını da olanaklı kılabilir. Ki onu zamanında 100 Bin Avro’ya kadrosuna katan (17 yaşında iken) Liverpool için bile şimdiden karlı bir yatırım oldu bile. Sağ ayağı hiç yoktur, ama sol ayağı ciddi bir tehlikedir. Topla birlikte rakip ceza sahasına kadar inmekten ziyade biraz daha geriden gerek dışla, gerek içle ortalar kesmeyi, yeri geldiğinde şut atmayı sever. (Hoş belki de önünde daha oyun kuran tarzı bir kanat oyuncusu oynadığında o driplingleri de daha fazla görebiliriz.) Hızlıdır, seridir ancak sürekli hızlı oynamak ve düşünmek istemesi, savunmada bazen yerini kaybedebilmesine ve pozisyon hataları yapabilmesine neden oluyor. Hakan Balta’nın ve uğruna alt yapının feda edildiği Çağlar’ın da formlarına muhakkak katkısı olacaktır ciddi bir alternatif olarak. Sabri ile birlikte oyunu her iki kanattan ileriye götürme, gerektiğinde inisiyatif olarak bekten oyun kurma gibi özellikleriyle beraber, her ne kadar eksikleri olsa da, uzun zamandır o bölgede ihtiyaç duyduğumuz bir oyuncu karakterinde.
Özellikle stad atmosferlerinden çok etkilendiğini, çılgın taraftar gruplarına doğal olarak bir Boca’lı olması yüzünden hayran olduğunu, idolünün Juan Pablo Sorin, Roberto Carlos ve Roberto Ayala olarak gördüğünü de belirterek, Emiliano Adrian Insua Zapata’ya hoşgeldin diyerek bu yazımızı da burada bitirelim.
Saygılarımla / ScoutGS.com

Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.