Yaprağın Ruhu
Tarih: 2012-01-22 | 116 Kez Okunmuş.
Geçmişte yaşamayı sevmem. Ancak geçmişe bakmayı severim. Çünkü geçmiş dediğimiz, aslında hayatın, bugünün, kişilerin ve kurumların DNA’sıdır, genetiğidir. O yüzden sıklıkla geçmişe bakarım, “acaba bu yaşananların sebebi nedir? Kökeninde ne var?” diye meraklanırım. Bir ağacın kökleri gibidir geçmiş. Yerin altındadır, görünmez ama toprağın altındaki, o en dipteki kökler koskoca ağacın en üstteki yapraklarını, körpe dallarını besler. Gözümüzün önündeki koca ağaç aslında toprağın altındaki köklerinden güç alarak ayakta durur.
Kurumlar da böyledir. Burada ortak paydamız Galatasaray olduğuna göre sözü buraya getireceğimi tahmin etmişsinizdir. Galatasaray, eğer koskoca bir ağaç ise kökleri Ali Sami Yen’dir, Gündüz Kılıç’tır, Kadri Aytaç’tır ve tabi ki Metin Oktay’dır. Galatasaray’a bugünkü kimliğini veren, Galatasaray’ın ruhunu veren yüzlerce, binlerce isimden ilk akla gelenlerdir bunlar. Benim Galatasaray tarihine yönelik sevdiğim hikayeler vardır. Hikaye dediğime bakmayın, yaşanmıştır bunlar. Dilden dile dolaşırlar, nesilden nesile aktarılırlar. 1957 yılında Galatasaray ile fırtına gibi esen Metin Oktay ile Fenerbahçe Kulübü İkinci Başkanı Müslüm Bağcılar bir gazinoda buluşurlar. Müslüm Bey, Metin Oktay’a Fenerbahçe kulübüne ait boş bir çek uzatır ve “Miktarını Sen yaz, yeter ki gel Fenerbahçe’de oyna” der. Hayatı boyunca sevgiyi, bağlılığı ve aidiyeti paranın üzerinde tutmuş olan “Taçsız Kral”dan gelen yanıt ise şudur: “Bizi sevenleri üzmeyelim Baba, bizi sevenlere ihanet etmeyelim.”
Bu hikayeyi tekrar tekrar okumaktan zevk alırım, mutluluk duyarım. Her okuduğumda, hatırladığımda bir değer anlatır bana. Aidiyetin, sevginin, sadakatin ne kadar yüce duygular olduğunu hatırlatır. Benim için bu duygular Galatasaray’ın genlerinde vardır. İsterim ki her Galatasaray taraftarı, her Galatasaray sporcusu bu duygu ile yaşasın, bu duyguyu içinde hissetsin. Çünkü bu “Bizi sevenleri üzmeyelim, bizi sevenlere ihanet etmeyelim” duruşu Galatasaraylı olmanın ön koşuludur benim gözümde.
Ruh dediğimiz, değer dediğimiz kavramın ölçüsü nedir peki? Maddi midir mesela, en zengin kulüp en değerli midir? Kantitatif midir ya da en çok taraftarı olan kulüp en çok değere sahip olan mıdır? Her koşulda takımının arkasında durmak mıdır değerli olmak, yoksa kırmızı çizgileri baştan çizip “bunların dışına çıkamazsın” diyebilmek midir? Daha önemlisi bu soruların cevapları zamana göre, içinde bulunulan duruma göre değişebilir mi? Ya da zaman geçip yaşlar ilerledikçe “değer” dediğimiz kavramlar esner mi?
Benim Galatasaraylı olmamın hikayesini forumumuzda paylaşmıştım. Babam, ben 4 ağabeyim 6 yaşında iken bizi evimizin yanındaki toprak futbol sahasına maç izlemeye götürmüştü. Orada bize “Ben Beşiktaşlıyım, bundan sonra sen Fenerbahçeli, sen de Galatasaraylı ol. Hepimizin takımı ayrı olsun” demişti. Uzun zaman babamın bizlere bu öneriyi yaparken altında bir gözlemi, bir düşüncesi var mıydı diye merak ettim, ancak hiç sormadım. Ben ne kadar sabırlı, sakin ve uzlaşmacı isem ağabeyim de o kadar tezcanlı, haylaz ve iddiacı idi. Bu özelliklerimiz de aradan geçen 34 yılda hemen hiç değişmedi. Yıllar geçtikçe ben de ağabeyim de takımlarımıza daha sıkı bağlandık.
Kişilerin karakterinin oluşmasında tuttukları takımların etkili olduğunu düşünüyorum. Ben Galatasaray ruhunu geçmişe, köklerimize baktıkça anladım, sevdim ve benimsedim. Kendi hayatım ile Galatasaray’ın değerleri arasında paralellik kurdum. Taraftarlık denilen kavramın bir kendini ifade etme, dışsal bir kavramda topluma kendini anlatma aracı olduğunu Galatasaray’ı tanıdıkça anladım. Babamın bizlere bu takımları tavsiye ederken düşüncesinin ne olduğunu ise kendisine yıllar sonra eşim sormuş. Babam hafif bir gülümseme ile şu cevabı vermiş; “Ben çocuklarımı tanımaz mıyım, ben onlara tabi ki kendilerine uygun olduğuna inandığım takımları söyledim.”
Sanırım hayatımızdaki kavramlar bizi ne kadar şekillendiriyorsa, bizler de hayatımıza almak istediğimiz kavramlara o kadar değer veriyoruz. Ben futbolu, takım tutmayı ve taraftarlığı Galatasaray yüzünden bu kadar sevdim ve eğer babam bizler için bu gözlemi yapmamış olsaydı ben yine Galatasaraylı olurdum. Çünkü kendimi ruhen huzurlu ve ait hissettiğim camia burası.
Rahmetli Gündüz Kılıç bu kavramı aslında çok güzel ifade etmiş. En iyisi yazımı onun sözleri ile bağlamak; “Bilirsiniz ki her insanın ayrı bir huyu, ayrı bir karakteri olduğu gibi her futbol takımının da kendine has bir karakteri vardır. Biz sizlere Galatasarayımızın huyunu suyunu açıkça ve iyice anlatabilirsek siz de onu adamakıllı tanıyıp inşallah senelerce dost geçinirsiniz. Galatasaray bir his takımıdır. Renklerine aşık, birbirini seven futbolcuların takımıdır. Galatasaray feragat ve fedakarlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır. Galatasaray şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez. Kısacası Galatasaray bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır.”
Bundan sonra bu köşeden bu ruh ile bu anlayış ile görüşlerimizi paylaşacağız. Galatasaray üzerine, Galatasaraylılık üzerine, spor üzerine, hayat üzerine konuşacağız. Bu halatı hep beraber çekmeye devam edeceğiz. Bu ruhun hiç kaybedilmemesi dileği ile hepinize merhaba.
Burak Köksal
ScoutGS Köşe Yazarı
Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
