Kalbim Mecidiyeköy’de Kaldı!
Tarih: 2012-01-21 | 141 Kez Okunmuş.
Eğer yıllardır herkesçe bilinen ve taraftarlarının övünerek kasıldıkları o illegal teşkilatlanma ülke futbolumuzun gündemine bomba gibi düşmeseydi siz bu yazıyı mabedimizden ayrılışımızın ilk yıl dönümünde okuyor olacaktınız.Belki de onlara göre işi gücü olmayan işgüzar bir savcının 12 yıldır ince ince oluşturulan ve her şeyin bir sis perdesi arkasında gizlice ve danışıklı yürütüldüğü bir örgütün yasa dışı eylemlerine çomak sokmasıdır geç okumamızın sebebi.
Biz geçen sene bugün 47 yıl yaşadığımız, birlikte ağlayıp güldüğümüz, Avrupa'nın nice devlerini hizaya getirdiğimiz evimizden ayrılmıştık. Biz giderken de içimizden bir şeyler kopup orada kalmış ve kamyon kamyon molozlarla başka yapılara can vermişti. Şimdilerde o parçamız kim bilir hangi binalara, stadlara, yollara hayat veriyor? O zaman da demiştik; Ali Sami Yen candır, İstanbul'un sembolüdür. Şimdi bütün İstanbul Ali Sami Yen oldu.
O yorgun, vefakar ama birlikteliğimizin son gününde bile dimdik ayakta duran sevgiliden bir parça da hepimizin içinde bir yerlerde kaldı. Kiminin zihninde anılarla, kiminin kalbinde hayallerle, kiminin de albümünde birkaç fotoğraf olarak her daim hayatımızın bir parçası olarak kaldı. Ama eksik olmasınlar, bir zamanlar Seul Olimpiyatları dışında ülkenin en çok sevinç çığlıkları çıktığı o alanı Nairobi Çöllerine çevirdiler sağ olsunlar. Ne bir anıt, ne bir simge dikmek akıllarına gelmedi.
Bizim son dönemlerine yetiştiğimiz maç öncesi sabahlamalar halen anlatılır. Battaniyelerle bir gece önceden gelip, cep konyaklarıyla, biralarla ve tenekede yanan birkaç cılız çıra ile ısınan neferler halen etrafımızda. Onları şu sıralar tribünde göremiyoruz belki. Ama bilmeden o günlerden bahsetmekle onların bam teline basarsınız ve sonra başlarlar anlatmaya. Soğuk kış gecelerinde bekçiyi nasıl sarhoş edip likör fabrikasının bahçesinde sabahladıklarını…

Artık o meşhur köfteci Orjin'de yok orada. Allah bilir İstanbul'un neresinde satıyor o köftelerini. Önemi ne olursa olsun, eğer bir maçın havasına girmek istiyorsanız maçtan 2-3 saat önce o sokağa gitmek gerekiyordu. Kimisi için emsalsiz bir deneyim bizim için de farz olan bir görevdi orada bulunmak. Meşalelerle, köftecisiyle,oraya yanlışlıkla girip çıkamayan arabalarıyla meşhur bir yerdi. Saatler süren tezahüratlar, su gibi akan alkol ve topluca stada yürüyüş. Deplasmanlar için de buluşma yeriydi. Kadıköy'de saat 19:00 da maçımız varsa, saat 16:00 dan itibaren onlarca taksi caddeye dizilir bizi beklerdi. Taksiye 5 kişi binmek, şoförle taksimetre pazarlığı yapmak, konvoydan kopmama çabaları unutulmaz.
Bir de Fulya'dan Eski Açık dışına çıkan dik bir yokuş var. Misafir seyirci her zaman oradan gelirdi. Onların gelmeden önce haberi gelir, Sokak olduğu gibi oraya akardı. Aşağıda onlar, yukarıda biz ve arada polis. Genelde birşey olmazdı ama olursa da birkaç tüp biber gazına bakardı her şey. Gözleri biraz yakıyor ama coptan daha cazip olduğunu her ikisinin de tadını alanlar bilir. O yokuştan çıkıp Eski Açık ve Numaralı arasındaki o boşluktan Kapalı Tribünü ilk görmenin hazzı da değişilmezdi. Bir de bilet bulup tribüne çıktık mı, keyifler zirve yapardı. Yok bulamadıysak arkana baka baka 30 metre arkanda duran perondan otobüsle evimize giderdik.

Eski Açık yıllar yılı çekirdekçilerin ve kartondan şapkalıların tribünü olarak bilindi. 2002 de Uni oraya yerleşince bu durum da değişti. Daha sonra genişletilen tribün Tayfa'nın da oraya gelmesi ile stadın kalbi olmuştu. Dünya stadlarında arayıp da bulamayacağınız en anlamlı ve zor kareografiler hep orada yapıldı. Numaralı'dan istek üzerine Nevizadeler orada söylendi, sırf bu güzellikler için sadece o tribün fazladan ışıklandırıldı.
Ama bana sorarsanız en cefakarı Yeni Açık Tribündü.Öncelikle stadda ilk olarak orası dolardı. Maçtan saatler evvel misafir taraftarlarla onlar uğraşırdı. Zaten görevleri oraya kadardı. Maç başlayınca da Numaralı köşesindeki taraftarlar dışında ayakta ama sessiz sedasız izlerlerdi maçı. En azından 2004 den sonra böyle olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrıca maç biletleri içinde en çabuk oranın biletleri tükenirdi. Karaborsacı tefeciler ilk önce oradakilerin iliklerini kanını emerlerdi. Gene oranın taraftarı stadın en büyük tribününe çoğu zaman sadece 3 turnike ile giriş yaparlardı ki; tribünün dışında kalan kısım ile yol arasına polis tarafından bazen zorla sığdırılan, saatlerce bekleyip içeri giremeyen, biletleri yanan, o tozu pisliği soluyan gene onlardı. Bazen öyle bir sıra olurdu ki; yolun gerisinden köşeyi döner, o dönemin Çadır Store'u geçer, otoparka kadar uzardı sıra. En arkada sıraya girip dua etmeye başlardık. Sonra bir viraj, bir viraj daha dönüp ilk arama noktasını görürdük. Tam noktaya yaklaşırken izdihamdan köprü altı kapanır ve polis bir dalardı… hooop gene sıranın dışındasın. Böyle bir kısır döngü işte. Şansın varsa en arkadayken bile girersin, yoksa turnike ağzına kadar gelip orada 2 saat bekler ama gene giremezsin.
Yarı çekirdekçi yarı taraftar Eski Açık,cefakar Yeni Açık ve efsane Kapalı. Orası gerçekten bir efsanedir. Açıklarda arkadaşlık ve dostluk varsa orada kardeşlik ve dayanışma vardır. Yıllarca Açıktan ve babamla gittiğim maçlarda Numaralıdan izleyip imrendiğim Kapalı'nın tadını ilk kez 1nci Kalli döneminin sezon açılışında yaşamıştım. Zaten sonrasında müptelası olduk. Ama sağ olsun adını tarihimize en başarısız başkan olarak yazan muhterem o tribünün de canına okudu. Kaldı ki; aslında bu taraftar da onun eseriydi. 10-15 senede oluşturduğu ekolü, başkanlığı döneminde yerle yeksan etti.
Şimdi yeni stadımızda nispeten daha rahatız. İsteyen oturuyor, ayaktakine de otur diyen yok. Restoranları, tuvaletleri, her tarafının kapalı olması vs. bunlar güzel şeyler. Ama birkaç hafta gitmeyince bile Ali Sami Yen kadar aratmıyor kendisini. Bir şeyler eksik işte. Yazımızın başında da dediğimiz gibi…

…Arena'ya vermemiz gereken şey her ne ise taraftar olarak biz onu Mecidiyeköy'de bıraktık.
Ozan Aköz
ScoutGS Bizden Esintiler
Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
