Sormadan Edemedim!

Sormadan Edemedim!

Tarih: 2012-01-21 | 179 Kez Okunmuş.

  • Twitter
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • E-Mail

Uzun zamandır suskunduk… Sesi çok çıkanın haklı kabul edildiği bir ortamda, sessizliğin de bir “duruş” olduğunu göstermek istemiştik ve büyük ölçüde amacımıza ulaştığımızı düşünüyorum. 3 Temmuz 2011 tarihinden bu yana, yaşanan süreci kenardan izleyip suların durulmasını ve safların belli olmasını bekledik. Beklediğimize de değdi diyebilirim. Herkes pozisyonunu belli etti. İlk başlarda “iddia” olarak görülen her şey artık mahkeme sürecinin bir parçası,bir davanın konusu…

 

Söz konusu şike olayı ile ilgili o kadar çok kişi yazdı, çizdi, konuştu ki… Bu yorumların içerisinde kaybolduk tabiri caizse… Birileri felaket dedi, birileri devrim, birileri komplo dedi birileri gerçeklerle yüzleşme… Artık söz mahkemede; son sözü kanunlar ve hâkimler söyleyecek.

 

Son sözü mahkemeler söyleyecek dedik de; şu güne kadar kimler neler yaptı, neler söyledi not düştünüz mü bir kenara? Biz notlarımızı aldık açıkçası. Kimse kimseyi kandıramayacak artık. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, o çok moda tabirle söylersek… Derdi rant ve prestij olanların söylediği yalanlar bir bir çıkıyor telefon kayıtlarından. Aslında bana sorarsanız tüm bu hengamenin içinde asıl sesi duyulması gerekenlerin sesi çıkmadı ya; en çok da ona üzülüyorum. Saf bir sevgiyle takımlarını destekleyen, içeride dışarıda tribünlere koşan, formasından atkısına kadar lisanslı ürün alıp takımını destekleyen masum taraftarın sesi duyulmadı hiç… Farklı hesapları olanlar kanal kanal gezdi, bağırdı çağırdı hatta yer yer ağlayanlar bile oldu… O meşhur Fenerbahçe mitingi için 40 bin kişinin toplandığını yazdı birileri ama emniyet anında patlattı yalan balonunu.

 

Sonra kimse de durmadı üzerinde: Niye böyle bir organizasyonda beklenildiği gibi on binler katılmamıştı? Bence sebebi şuydu: Fenerbahçe camiası da ayrıştı bu süreçte. Ortaya bana göre iki gurup çıktı: Aziz Yıldırım = Fenerbahçe diyenlerle, sevgimiz kişilere değil bu renkleredir diyen ve kandırıldıkları için hayal kırıklığına uğrayan samimi Fenerbahçe taraftarları… Böyle olması da çok normaldi aslında. Baktığınız zaman Fenerbahçe düşmesin diye en çok çırpınanlar Kulüpler Birliği üyeleri… Neden? Gerçekten masum Fenerbahçe taraftarını düşündüklerinden mi, yoksa kaybedecekleri dolar destleri mi paçalarını tutuşturdu?  Aslında sadece dürüst Fenerbahçeliler değil, futbola aşık, yeşil çimlerin tutkunu milyonlar da sessiz kaldı bu sürece. Doğruları söyleyenlere de utanmadan dil uzatanlara tokat gibi cevap veremedi futbol sevdalıları. Halbuki bu sorun sadece Fenerbahçe’nin Galatasaray’ın Beşiktaş’ın sorunu değil. Bu Türk Futbolu’nun sorunu. Kanser baş göstermiş ve kesilip atılması lazım vücuttan, yoksa tümden ölecek beden… Bir an önce müdahale edip en az yıkımla, kayıpla atlatmak varken, zaman kaybedip, daha da büyük faturalar çıkarıyoruz futbolumuza.

 

Diyelim ki düşürmedik Fenerbahçe’yi yada her kim bu pis işlere bulaştıysa;  yayıncı kuruluşun paralarını kurtardık, Kulüpler Birliği’nin baronlarını rahatlattık… Peki kaçınız yeşil çimlerde oynanan tiyatrodan keyif alacaksınız? Hele ki uluslararası platformdan 3-5 sene topyekûn ceza gelince? Son günlerde sıkça gündeme getirilen bir söylem daha doğrusu “temenni” var : “58.madde değişmesin, küme düşme devam etsin ama bir defalığına af gelsin !”   Bu söylemin hem ülke kamuoyunda hem de dünya kamuoyunda nasıl yorumlanacağını hiç düşündüler mi acaba dile getirenler; çok merak ediyorum. Açık açık bir itiraf değilse nedir bu söylem? Ligimizin marka değerini yükseltme ülküsü taşıdıklarını iddia eden Kulüpler Birliğinin saygın üyeleri, olası bir afla amaçlarına hizmet etmiş olacaklar mı? Tüm dünyaya rezil olduktan sonra kıymeti kalacak mı büyüklerin, küçüklerin, şampiyonlukların? Başı dik gezebilecek mi şikeye ismi karışmış kulüplerin taraftarları? İçinize sinecek mi?

 

Bir de şöyle ilginç bir durum var dikkatlerden kaçan veya kaçırılan: TFF’nun Uefa ile pazarlık masasına oturması… Ne için? Küme düşme yaşanmasın, maddi kayıplar yaşanmasın diye… Eğer her şey paraysa, sponsorluk gelirleri, yayın gelirleriyse yada ne bileyim kişisel prestij kaybını önlemekse, ne diye insanlara yalanlar söyleniyor ki? Neden dürüst davranılmıyor? Düşünün bir kere, ülke futbol endüstrisini yönetmek için federasyon kuruyorsun, düzeni, adaleti sağlamak ve ülke futbolunu ileriye taşımak iddiasıyla teşkilatlandırıyorsun, uluslar arası normlara uyacağını da peşinen kabul ediyorsun ama çamura saplandığın ilk anda tüm varoluş sebebini hiçe sayarak, yalvar yakar oluyorsun üst konumdaki kişi veya kurumlara….Benim bakış açıma göre bu acz göstergesinden başka bir şey değildir. Peki ya sizce?

 

Şimdi bir çok kişi yine başlayacak söylenmeye: “Biz şahsi bir amaç için değil, ülke futbolunun selameti için çaba harcıyoruz” Sizin de zihninizde bu söylem canlandı öyle değil mi? Bir dönem bir şekilde yanlış işler yapmış, köşeye sıkışmış kişilerin kullandıkları bir savunma vardı hatırlarsınız : “Konuşursam  hükümet düşer, ülke karışır!” Yani gelmeyin bak üzerime fena olur diyerek kendine kaçış alanı yaratmaya çalışırdı aklınca. Sonra bakardık ki ne hükümet düşüyor ne de ülke batıyor… Artık ilerlediğimizi, geliştiğimizi savunduğumuz şu günlerde özrü kabahatinden beter işler yapmanın mantığa uyar bir tarafı kalıyor mu? Bence asıl önemli soru budur. Ve bir özlü söz der ki: En doğru cevaplar en doğru sorulara verilir… O yüzden soru sormaktan korkmamak lazım…

 

Son olarak; farklı renklere gönül vermiş milyonlarca taraftar neyi tercih eder acaba; bunu sorgulamak lazım. TFF'nin vereceği olası bir skandal karar sonrası,özgünlüğünü ve güvenilirliğini yitirmiş, artık defolanmış sayılacak bir ligi mi? Yoksa şike ve teşvik olaylarına karışan takımlara,isimlerine bakılmaksızın gerekli yaptırımların uygulanmasıyla tekrar saygınlığını kazanan bir ligi mi?

 

Bahsi geçen garabet affın olası zararları söz konusuyken; kulüp yönetimlerinin eline geçecek bir kaç kuruş fazlalık uğruna, milli imajımızı zedeleyecek bir karara, akıl tutulması yaşamayan kimse onay vermez diye düşünüyorum. Daha doğrusu buna inanmak istiyorum.İnanmak istiyorum diyorum; çünkü kasalarına girmiş olan veya girmesi beklenen paranın, ülke imajından daha değerli olduğunu düşünen, ince hesaplarla bilerek veya bilmeyerek bir suçu meşrulaştırmayı bile göze almış figürler var gözümüzün önünde…

 

Mahkeme süreci halen devam ediyor ve suçu sabit olana kadar herkes masumdur, eyvallah…
Ama bir şeyi de uyarı olarak kayda geçmek gerekiyor: Kısa vadede kaybetmekten korkulan milyon dolarlık gelirlerin kaygısı, uzun vadede kaybedilebilecek milyarlarca dolarlık prestije üstün gelmesin…

 

Ve en son sorum: Evrensel hukukta bir suçun, failinden ötürü meşrulaştırılması gibi bir şey mümkün müdür?

 

Mehmet Acun

ScoutGS Köşe Yazarı

Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.