Neden 4-4-2 ?
Tarih: 2012-01-20 | 268 Kez Okunmuş.
Yıllardır Galatasaray’ın 4-4-2 sisteminde oynaması gerektiğini savunuyorum. Bunun birçok sebebi var. Yakın tarihimize bir göz atarsak en büyük başarıları çift santroforla oynarken elde ettiğimizi görürüz. Doksanlı yıllarda Feldkamp’ın takımını hatırlayın, Gutshow-Hakan Şükür onbiri ile sahaya çıkardık çoğu zaman. Hatta gerektiğinde Papen Mustafa’yı bile sahaya sürerdi Feldkamp. Derwall-Denizli döneminde Tanju-Kovacevic ikilisi vardı. Kovacevic rakip defansın dengesini bozardı, boş alan bulan Tanju işi bitirirdi. 1996-2000 döneminde ise Hakan-Ilie ve Hakan-Arif ikilileriyle başarıya ulaştık. Defansif oyun anlayışını eleştirdiğimiz Lucescu döneminde bile çoğu zaman çift santroforla oynadık. Jardel-Ümit Karan-Serkan üçlüsünden oluşan ikililerle sahaya çıkıyorduk. Şampiyonlar ligi maçlarında dahi Ümit Karan’ı en öne koyan Lucescu, onun hemen gerisinde skorer özellikleri çok gelişmiş olan Sergen’i bir nevi yardımcı forvet gibi kullanıyordu. Gerets’le şampiyon olduğumuzda ise Hakan Şükür–Ümit Karan– Hasan Kabze–Necati Ateş den oluşan müthiş bir santrofor rotasyonumuz vardı. Banko iki santroforla başladığımız maçlarda iş zora girince sahadaki santrofor sayısı üçe hatta dörde yükseliyordu. Kısaca yurtiçi ve yurtdışında başarılı olduğumuz dönemlerde hep çift santroforlu oyun anlayışımız var.
Skibbe ile birlikte Galatasaray’ın oyun anlayışı değişmeye başladı. Skibbe takımı sahaya 4-2-3-1 sistemiyle çıkartıyordu. Kewell-Baros-Arda-Lincoln dörtlüsüyle ciddi hücum zenginliği yakalamamıza rağmen, Ali Sami Yen maçlarında bile ceza sahasında Baros’un yalnızlığı bariz bir şekilde gözüküyordu. Kewell’ın temposunun düşük olması, Baros’un top tutma ve yan top hakimiyetinin yeterli olmaması ve Arda’nın yeterince skorer olmaması, Lincoln’un etkili oyununa rağmen takımın ceza sahasında çoğalmasını zorlaştırıyordu. Buna rağmen hücum oyuncularının teknik özelliklerinin yüksek olması sayesinde belli bir hücum istikrarı sağlamıştık.
Skibbe sonrasındaki Bülent Korkmaz dönemini değerlendirmek doğru olmaz. Çok gereksiz bir denemeydi.
Rijkaard 4-3-3 sistemini oynatmaya çalıştı. Ama kadro yapımızın bu sistemi oynamaya elverişli olmadığını anlayamadı bir türlü. Orta sahada Barış-Ayhan-Mustafa üçlüsüyle 4-3-3 oynanamayacağını, elimizde kanat forvet oynamaya müsait Kewell’dan başka oyuncu olmadığını, onun da temposunun çok düşük olduğunu ve sürekli sakatlandığını söyledik durduk. Netice olarak Rijkaard dönemi sadece 1,5 yıl sürdü.
Rijkaard’dan sonra takımın başına Hagi geldi. Oyun sistemi 4-5-1 şeklindeydi. Misimovic gibi bir oyuncuyu sol çizgide oynatma dehasını gösteren Hagi, Lincoln’u harcayan Bülent’in yolundan gitti. Maalesef efsanelerimizin teknik direktörlük kariyerleri çok kötü oldu. Takım maç kazanamaz hale gelince Hagi gönderildi.
Hagi’den görevi devralan Bülent Ünder’in oyun sistemini değiştireceğini düşünüyorduk, ama o da aynen Hagi gibi 4-5-1 sisteminde oynatmaya devam etti takımı. Daha ikinci maçından sonrada Pino’yu arenadaki aslanların önüne attı. Takımın başına geçen her teknik direktör ya takımın kalitesine laf ediyor, ya da bir-iki oyuncuya bütün suçu yıkmaya çalışıyordu. Ama olan ara yerde Galatasaray’a oluyor ve Türkiye’ye hücum futbolunu getiren takım, hücum edemez, pozisyona giremez, futbol oynayamaz ve maç kazanamaz hale geliyordu. Bu kadar teknik direktörün hiçbirisinin aklına 4-4-2 sistemi ile oynamak gelmedi.
İmparatorun takımın başına geçeceğini öğrendiğimde çok sevinmiş ve direk 4-4-2 sistemi ile başlayacağını düşünmüştüm. Ama önce hazırlık döneminde, sonra ligin ilk haftalarında beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. Tek santroforlu, kendisinin 4-1-4-1 dediği, fakat tribünden izlendiğinde resmen 4-5-1 olduğu anlaşılan bir sistemle debelenip durduk. Tam “Eyvah, bu seneyi de kaybettik” moduna girmiştik ki hoca aniden 4-4-2 sistemine döndü ve üst üste 8 galibiyet aldık. Peki bu maçların hepsinde iyi mi oynadık? Tabi ki hayır.. Ama 4-4-2 sisteminin avantajıyla dönem dönem de olsa hücumda iyi çoğaldık ve maçları kazandıracak golleri bulmayı başardık.
Peki 4-4-2 sisteminin avantajları neler. Herşeyden önce bu sistemde birbiriyle yakın oynama alışkanlığı kazanmış ve birbirini iyi tamamlayan çift santrofor, takım kötü oynasa dahi rakip defans üzerinde baskı oluşturur. Öyle aman aman pres yapmalarına dahi gerek olmaz, varlıkları çoğu zaman yeterlidir. Öndeki iki oyuncu eğer iyi pres yapabiliyorlarsa zaten rakip defansa oyun kurdurtmazlar, kaleci degaj yapmak zorunda kalır. Teknik direktörlerimizin çoğu orta sahada eksik kalmamak için, yani oyunun defansif yanını düşündüklerinden 4-3-3 veya 4-5-1 sistemini tercih ettiler. Ancak önemli bir ayrıntıyı kaçırdılar. O da “En iyi savunma hücumdur” felsefesiydi. İlerde tek adam bıraktığın zaman rakip defans rahatlıkla hücuma katılıyordu. Dolayısıyla iyi defans hedefi tutmuyordu.
Sistemin ikinci avantajı hücumda çoğalmayı kolaylaştırmasıdır. 4-3-3 düzeninde oynarken herkesin aklına Barca’nın oyun sistemi geliyor. Ama bizim oynamaya çalıştığımız 4-3-3 adeta bu sistemin 30 yıl önce oynanan versiyonuydu. Sağ çizgide bir açık, sol çizgide bir açık, bunlar sürekli olarak ceza sahasına orta yapıyor ve ceza sahasında tek santrofor dört tane defans oyuncusunun arasından bu ortalara vurmaya çalışıyordu. Orta sahada da Barış-Ayhan-Mustafa üçlüsü olunca doğal olarak takım hücum etme yeteneğini tamamen kaybediyordu. Halbuki Barca’nın düzeninde kanatların asıl görevi dripling yapıp içe katetmek ve şut veya verkaçla hücumu sürdürmektir. Barca’da kanat akınlarını yapma görevi daha çok beklerindir.
Takımımız yıllardan beri ceza sahasında çoğalamama sıkıntısı yaşıyordu. 4-4-2 ile bu sorunun tarihe karıştığı gözüküyor. Zaten Anadolu takımları kendi sahalarında bile büyük takımlara karşı 0-0 beraberliğe razı kadro ve oyun anlayışıyla maçlara çıkıyorlar. Bu takımların sert stoperlerine karşı tek santroforla oynadığımız zaman santroforumuz ya sinirlenip kart görüyor, ya da sakatlanıyordu.
Gelelim sistemin üçüncü avantajına. Şampiyonluk yarışındaki takımlar her zaman iyi futbol oynayıp kazanamazlar, kötü oynadıkları maçlar da olur. Ama her kötü oynadığımız maçta puan kaybedersek şampiyonluğu ancak rüyamızda görürüz. Çift santroforla oynarken kötü oynasanız dahi gol veya goller bulup kazanma ihtimaliniz çok daha yüksektir. Defansdan seken veya kaleciden dönen bir topu yanınızdaki arkadaşınızın tamamlama şansı olur. Kötü oynarken ileri doğru şişirilen topları bir santrofor indirir diğeri vurur ve golü bulursunuz. Rakip defansın dikkatini dağıtma şansınız artar, çarpraz koşularla santroforlar birbirlerine boş alan yaratabilirler. Bunların hiçbirini tek santroforlu düzende yapamazsınız.
Sistemin dördüncü avantajı aman aman kanat oyuncularına ihtiyaç duyulmamasıdır. Skorer kanat forvet pozisyonu için oyuncu bulmak maalesef çok zor iş. Bu oyuncular çok pahalılar ve Dünyanın en iyi takımlarında oynuyorlar. 4-4-2 sisteminde kanat forvetlere ihtiyacınız olmaz. Çünkü gol bulmak için çok daha fazla alternatifiniz vardır. Ama Barca bile bir oyuncuya 40 milyon euro bonservis ödeyebilmesine rağmen Henry-Eto’o-Messi gibi bir üçlüyü yıllardır bir araya getiremedi. Galatasaray gibi takımlar iyi transferler yaparlarsa iyi bir 4-4-2 takımı olabilirler, ancak aynı miktarda para harcayarak olsa olsa vasat bir 4-3-3 takımı olurlar.
Sonuç olarak Galatasaray özüne döndü ve çift santroforlu 4-4-2 sistemiyle yeniden 2-0 geriye düşsek dahi içimizde “Biz bu maçı alırız” hissini uyandıran takım oldu. Sistemin aksayan tarafları yok mu? Tabi ki var, ama giderilmeyecek gibi değil. Ön alana daha kuvvetli ve daha skorer hücum oyuncuları aldığımız anda CL için büyük bir adım atmış olacağız. İyi ki varsın 4-4-2, kahrolsun tek santroforlu defansif sistemler.
Burhan Sağsen
ScoutGS Köşe Yazarı
Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
