“Sayın Polat saat kaç?”
Tarih: 2011-05-14 | 232 Kez Okunmuş.
Polat konusunda genel olarak yaşanılan yanılgının sahiplerinden biri de bendim maalesef; geçen seçimlerde en azından başlattığı projelerin devamını getirebilmesi için bile bir dönem daha devam etmeli diye düşünüyordum ki seçimlerin ardından ise alınan sonucun isabetli olduğunu belirtmiştim. Sonrasında gelecek sezon için yapacağı çalışmalar ve girişeceği transfer harekatı hakkındaki beyanatların ardından da haklı olduğunu düşünmüş ve bu hamleler ile Galatasaray’ın başarı sağlayacağını öngörmüştüm. Fakat Polat yaptığı en iyi iş olan her şeyi eline yüzüne bulaştırmayı yine başararak hepimizi hüsrana uğratmayı başarıp, sezon öncesi tahmin edilen başarısızlığın çok önüne geçecek adımlarını sıra ile atmaya başladı. Bunlar olurken bu süreçte aynı sezonda üç teknik direktör ile çalışmaktan ve camiayı hiç birimizin içinde bulunmaktan hoşnut olmadığı bu güne getirmekten de geri kalmadı.
Transferdeki verimsizlik ve yaşanan sportif başarısızlık belki bir nebze sineye çekilebilir fakat ortaya çıkan tüm olumsuzların sebebini birine yükleyerek sürekli olarak birilerini aforoz etmek de neyin nesidir? Stat açılışı öncesi başladığı bazı çevrelere şirin görünme çabaları ve açılış günü de sürdürdüğü o yaranma çabalarının üstüne kendi taraftarlarına edilen küfürlerden sonra onları savunması gereken yerde bir tekme daha atmaya çalışmak neyin nesidir?
O teşekküre boğduğu Galatasaray’a bedava(!) stat bağışladıkları ile övünen devlet erkânına “bir dakika yahu; Galatasaray’a kiralanan stat bu kadar ön planda tutulur iken Galatasaray’ın da karşılığında devlete bağışladığı Sami Yen arazisinden neden hiç bahsedilmiyor?” sorusunu soramamak nasıl bir acizliktir? Takım artık federasyon ve hakemler nezdinde açık açık doğranır hale gelmiş iken bu konularda çıkıp bir açıklama dahi yapamamak, geçmişte kendisi tarafından kuyusunun kazıldığı Ulusoy döneminden sonra bu kadar üstüne oyunlar oynanan bir Galatasaray’ın başkanı konumunda iken bu konuda masaya yumruğunu vuramamak nasıl bir acizliktir?
Sırf alınacak para uğruna Meira’yı gözünü dahi kırpmadan yollayarak Kadıköy’e bayrağı dikerek ikinci Avrupa kupasını kaldırma şansımızı elimizden aldığı gibi, Keita’yı de yine aynı amaçla yollayarak bu sefer kulübü Avrupa kupalarına dahi katılamayacak hale getirmek nasıl bir kafa yapısının ürünüdür? Asıl yollanması gereken yazın yaptığı açıklamaları ile resmen beni gönderin diye bağıran, takımın teknik direktörü hakkında yorumda bulunmaktan da geri kalmayıp güvene bağlı oyununu şekillendiren Servet’i takımda tutarak üstüne üçüncü kaptanlık ile ödüllendirmek nasıl bir kafa yapısının ürünüdür? Para ettiği dönemde satmadığı Elano’yu sonraları cüzi sayılacak bir miktara elden çıkardıktan sonra satışı için resmi siteye girilen o fıkra niteliğindeki açıklamalar nasıl bir kafa yapısının ürünüdür?
Bu açıklamalara paralel şekilde takımın bu seneki kötü gidişatını şanssızlığa bağlayıp, topun kaleye girmemesi gibi komik bir nedene bağlamak nasıl bir yöneticiliktir? Her ortamda samimi olma çabaları içine giriştiği ve övmekten geri kalmadığı Aziz Yıldırım’ın bulduğu her fırsatta buna cevap olarak camiamıza dil uzatmasına, artık voleybol maçları nedeniyle derbi tarihini bile göz göre göre değiştirebilecek rahatlığa erişmesine karşı sessiz kalabilmek nasıl bir yöneticiliktir? Yeni stadımızda bizi yendikten sonra resmi sitelerinde amiyane tabirle koyduk mu temalı bir index hazırlatabilecek kadar ileri gidebilmiş bir takımın başkanı olan Yıldırım’ın gönlünü hoş tutabilmek amaçlı ona ve yöneticilerine maçın ardından stadın kapılarını açarak seyircileri ile birlikte tüm medya önünde şov yapma girişimlerine izin verebilmek nasıl bir yöneticiliktir?
Tüm bunlar yaşanır iken, kulübün imkânlarını seferber ederek kendi cephesine çektiği taraftar gruplarına takımın teknik direktörünü ve futbol şube başkanını yuhalatabilmek; kendisinin kulübün başında kalıp icraatlarına(!) devam edebilmesi için çevresindeki herkesi ateşe atabilmek ve zamanı geldiğinde kulüpten uzaklaştırabilmek nasıl bir egodur? Kulübün düştüğü bu rezil durumda bile hala başkanlığı cazip hale getirdiğini savunabilmek, tüm sorunlar gün gibi ortada iken hala o tüzük masalını anlatabilmek ve kendini başarılı gösterebilmek için çabalamak nasıl bir egodur? Kulübün efsane isimlerini teker teker geçici planları dâhilinde çekinmeden harcayabilmek ve sonrasında bunları hiçe sayabilmek nasıl bir egodur?
Yaşanan gelişmelere ve kulübün bu her yöndeki kötü gidişatına artık daha fazla seyirci kalamayıp olaya el koymaya çalışan Galatasaray kulübü duayenlerine sırf kendisine muhalefet ettikleri için dil uzatabilmek nasıl bir Galatasaray ahlakıdır? Tüm camia artık kendisine kin duyabilecek duruma gelmiş ve kulübün başında geçirdiği her bir saniye bile takıma zarar vermeye başlamış iken o koltuktan kalkmamak için her türlü girişimde bulunmak nasıl bir Galatasaray ahlakıdır? Kendince tarafına yapılan komployu neden göstererek kulübe dava açabilecek kadar ileri gidebilmek, sırf seçimi iptal ettirebilmek amaçlı 106 yıllık camianın mahkemeler ile uğraşmasına göz yumabilmek ve yaptıkları ile seçimi engellediğini anlatıp bunun üzerinden övünebilmek nasıl bir Galatasaray ahlakıdır?
Ve biz taraftar ki 14 sene şampiyonluk yüzü görmemişiz, zaman zaman başarıya hasret kalıp galibiyet yüzü görmemişiz ve 3 seneye yaklaştığımız şu süreçte kupa yüzü görmemişiz fakat bunların hiçbiri Polat’ı Galatasaray başkanı olarak görebilmek kadar acı olmayacaktır. Galatasaray ki şu şanlı tarihinde 1 Uefa kupası, 1 Avrupa süper kupası, 17 lig şampiyonluğu kupası, 14 Türkiye kupası görmüştür ve bu başarıların hepsi de tarihe geçmeyi başarmış ve kulüp tarihimizde iz bırakmıştır. Polat ise yaptıkları ile bu tarihe gölge düşürmeyi başarabilmiş ve başkanlığı döneminde kulübümüz ilk defa matematiksel olarak ligden düşme ihtimalini yaşamış, ligde ilk defa eksi averaj sahibi olmuş ve kaybedilen puanlar ile ilk defa bu kadar başarısız bir sezon geçirmiştir. Bize yaşattığı ilklerden kendisi de nasibini alan Polat da kendisine yapılan tüm erken seçim telkinlerini bir kenara itmesi sonucunda Galatasaray tarihinde ilk ibra edilmeyen başkan olmuş, bu unvanı almayı başarmıştır.
Kendisi ile Galatasaray kulübünün birlikteliği de bugün olan 14 Mayıs 2011 tarihinde sonlanacaktır. Beş sene önce aldığımız o efsane şampiyonluğumuzu kendi eseri olarak gördüğü için ön plana çıkmaktan geri kalmayan Polat giriştiği şov yapma çabaları ile biz taraftarlara şampiyonluk sonrası “saat kaç?” sorusunu yöneltmişti. Ne kadar ironiktir ki o büyük şampiyonluğun beşinci yıldönümü olan bugün kendisi kulübümüzden ayrılıyor; biz de Polat’ı aynı soru ile uğurlamak istiyor ve soruyoruz: “Sayın Polat saat kaç? ”
Selçuk KILINÇ/ScoutGS
Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
