Bu Sefer Oldu, Lorik Cana

Bu Sefer Oldu, Lorik Cana

Tarih: 2010-07-08 | Yorum: 18

  • Twitter
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • E-Mail

Zaman…İnsana, doğaya, canlısına, cansızına, maddesine, maneviyatına katar çoğu zaman. Etkiler, geliştirir, bazen çözer, bazen de çökertir. Futbolu da pas geçmedi elbette. En basitinden tutun; futbolu gittikçe güzelleştirmeye, hızlandırmaya, daha da heyecanlı hale getirmeye çalışanların üretmeye, değiştirmeye çalıştırdığı kurallar. Kuruluşu, düzeni, sistemi, ekonomisi, popularitesi, hepsi birbiriyle ilişkili olarak gelişiyor günden güne. Ancak zamanın saha içine direkt bir katkısı var ki, o da sistemler ve taktikler üzerine muhakkak.

Günden güne topa daha çok sahip olanın ve topun daha çok arkasında durabilenin oyunu oluyor futbol. Ortada libero kalmamış, bek dediklerimizden artık kanat performansı bekler olmuşuz, orta sahamızı baktığımızda her yerde görmek isteriz. Golcüler santrforlardan kanatlara, daha boş alanlara kaymış, arkadan gelenler önem kazanmış. Bu gelişimde de özellikle bir mevkii daha ön plana çıktı. Yeri geldiği zaman savunmanın içinde, yeri geldiği zaman ön liberonun önünde, bazen kanatların içinde, bazen ofansif oyuncuların arkasında kademede, bazen de forvetin yanında. O sistemler savunmaya doğru gelişim gösterdikçe, oyunu her yönde oynayan oyuncular gittikçe daha özel oldu. Önce hepsine ön libero dediler, sonra oyun kurucu, bazen iki yönlü orta saha demek moda oldu, bazen de daha yakışıklısından box to box. Lakin bu çocukların tanımlayıcısı zaman gittikçe veteran bile olsa, değerleri hep arttı. Buyurun…Dünya Kupası 2010. Ön plana çıkan oyunculara bakalım.  Schweinsteiger, Khedira, Mesut, Annan, Boateng, Sneijder, Bradley…

Bazen takımları liderini aradı, bazen piresini. Bazıları orta sahadaki ağır ağabeylerinin eksikliğini çektiler, bazen dinamizmden yoksun kaldılar. Kah disiplinlisini, kah yeteri kadar çirkef olabilenini. Sırtı dönük top alabilmesinden, topu iyi saklayabilmesine, dağıtabilmesine, pas kabiliyetine, kaç ciğerli olduğundan oyun zekâsına kadar her şey önem kazandı.

Senelerdir kurulan kadrolara, gelen yabancı oyunculara, yapılan yatırımlara itirazı yoktu kimsenin. Lakin her seferinde bütünü tamamlayan parçalardan birinin eksik kalması, diğer parçalarında ritminin bozulmasını, o yapılan yatırımların karşılığının alınamamasına sebep oldu ne yazık ki. Futbol bütünselliğin ön plana çıktığı bir oyun. Taşlardan birinin eksikliği, eksikliği bile olmasa, sistemle, düzenle çıkışması diğer bütünün işleyişini komple bozabildiği bir oyun. Bu yüzden taktiklerin, oyuncu seçimlerinin ya da eldeki mevcut oyunculara göre doğru taktiği seçmenin önemi büyük.

Kimi zaman kaleci eksik kaldı, kimi zaman stoper. Olan stoperin gönderildiği de oldu. Eldekilere güvenmek zoruna kaldığımız, olmayacak duaya amin deyip, görünüşte uzak kalsakta, ikinci UEFA Kupası zaferini kıl payı kaçırmak durumunda kaldığımız oldu. Alınanların, güvenilenlerin eksikleri gideremeyecek kabiliyette olduğun anlaşıldığı durumlarda. Geçtiğimiz sezonda bunlardan biriydi. Rakipte Ernst, Emre gibi oyuncular varken senin orta sahanda Mustafa Sarp, Barış, Ayhan oynuyordu. Mustafa dinamikti, Barış sertti, Ayhan yeri geldiğinde akıllıydı ama hiç biri o forvet hattına yakışacak derinlikte kabiliyetlere sahip değildi. Takımın en ortası bozulunca, takımında en ortadan bölünmesi beklenecek bir gelişmeydi.

En azından şimdilik, o gedik için, tamam bu sefer oldu diyebileceğimiz bir isim Lorik Cana. Yaşına, yaşına rağmen büyük tecrübesine, hırsına, azmine, yeri geldiği kadar kullandığı çirkefliğine, orta sahada ağır ağabeyliğine, dinamizmine, oyun zekasına, delikanlılığına kadar yukarıda saydığımız ve onu değerli kılabilecek, Galatasaray’ında, taraftarında ciddi anlamda eksiklik çektiği, özlemini duyduğu bir çok özelliğe sahip.

Kısaca tanıyalım, teorik bilgilere bir bakalım. 27 Nisan 1983 Kosova doğumlu Lorik Cana ve Arnavutluk Milli Takımı için oynuyor. Ailesi savaştan kaçıp İsviçre’ye yerleşmiş. O günleri şöyle anlatıyor.

“Kosova’yı anne babam ve kızkardeşimle terk etmek zorunda kaldım. O zaman yedi yaşındaydım. Mülteci olarak İsviçre’ye gittik. En kötüsü de mülteci olduğumuzdan ve savaştan dolayı sekiz yıl boyunca hareket edememiz ve geri dönememiz oldu. İsviçre’de, ailemin geri kalanını ve arkadaşlarımı görememe ihtimalini düşüne düşüne sekiz dokuz yıl kaldım.

Kolay değildi çünkü ne kadar kalabileceğiniz belli değildi. Ama Fransızca öğrendim, iyi bir okula gittim ve iyi çalıştırıcılarla, iyi antreman sahalarında ve rahat imkanlarda futbol oynadım. Evet kolay değildi, ancak iyi imkanlarla yaşama şansı da buldum.

Her zaman aileme, halkıma, ülkeme bir şeyler kazandırmak istedim. Bu benim için hayatımdaki en önemli şey. Benim amacım, benim hedefim. Her zaman zirvede olmalıyım çünkü ülkemin imajı açısından bu çok önemli. Arnavutluk’un pek fazla ünlü vatandaşı yok, bu yüzden benim yapacakların önemli.

Tanrı’ya şükür, savaşta ailemden çok fazla kayıp olmadı. Evlerini kaybettiler, her şeylerini kaybettiler, çok zor zamanlardı. Şimdi durum biraz daha iyi. Ekonomi iyiye gidiyor ama o zamanlar futbol bile oynamak çok zordu.

Bütün bu olanlar bana bu gücümü verdi. Ve nereye gidersem gideyim, bana en iyisini verebilecek enerjiyi. Ülkemdeki insanların, ailemin ve arkadaşlarımın benimle gurur duyduğunu biliyor ve bu gurura layık olmaya çalışıyorum, çalışacağım da. Ailemin normal yaşantısına dönmesi zor oldu. P.S.G.’de ilk genç kontratımdan bu yana onlara para gönderiyorum. Sadece daha iyi yaşayabilsinler diye. Zaten bu işi birde bu yüzden yapıyorum. “

İsviçre’de yaşarken çok önemli bir fırsatı da kaçırmış Cana. Çok genç bir yaşta Arsenal’e denenmeye giderken, İsviçre sınırında vizeleri geçerli olmadığı için geri çevrilmiş.

Hem İsviçre hem de Fransız pasaportu var. İsviçre için teklif gelmesine rağmen, kendisini P.S.G.’de ispatladıktan sonra o ülkesine dönüp onlar için oynamaya karar vermiş. Ülkesinde de yılın oyuncusu seçildiği yıllar oldu ki bu elbette Arnavutluk’un pek futbolcu ihraç etmediğinden de olabilir. Kız arkadaşı da 2008 Dünya Güzeli Kosovalı Zana. Basına da buradan bol malzeme çıkabilir, alıştığımız haber sitelerine, pardon resim sitelerine haber olabilir.

Kariyerine amatör olarak Lausanne Sports ‘da başlamış. 2000-2002 yılları arasında PSG Genç takımında forma giymiş. PSG ‘de ilk maçına 19 Nisan 2003 tarihinde FC Nantes Atlantique karşısında çıkmış. PSG ‘nin başına tanıdık bir isim, Vahid Halilhodziç ‘in getirilmesiyle takımda forma şansı bulmaya başlamış ve o sezon takımıyla Fransa Kupası sevinci yaşarken ligde 32 maça çıkıp 1 gol atmış. Aynı sezon ülkesinde ise Yılın Futbolcusu ödülüne layık görüldü. P.S.G.’deki kariyerinden sonra 2005-06 sezonu başında Olympique Marseille ‘ya transfer olurken dilimize destroyer, yok edici gibi çevrilen Fransızca Le Destructeur lakabını kazanmış. Burada ilk lig maçına 27 Ağustos 2005 tarihinde çıkarken ilk golünü 16 Ekim 2005 ‘de eski takımı PSG ‘ye karşı 1-0 biten maçta atar Cana. 2007-08 sezonu başında Habib Beye ‘nin Newcastle United ‘a transfer olmasıyla Olympique Marseille ‘nın takım kaptanlığına getirilir. Marsilya’da oynarken, o asparagas haberler değil de, ciddi ciddi özellikle birçoğu Premier Lig takımı olmak üzere Avrupa’nın önde gelen bir çok kulübü ile adı anıldı. Hani bu da moda oldu ya, gelin Arsenal takımına olası bir transferini değerlendiren Gunners taraftarlarının dediklerine bir bakalım ;

“Tam olarak aradığımız oyuncu. Her hafta Chelsea’yi, ManU’yu ve Liverpool’u izlediğimde sahada onurlu ve kararlı duruşu ile oyuncular görüyorum. Bize de bu tarz sahada kanını dahi akıtabilecek, cesareti ile örnek olabilecek oyuncular gerekli.”

“Saha içinde yüzde yüzünü veren gerçek bir lider. Hem defansif açıdan, hem ofansif açıdan bizim sorunlu olduğumuz bölgelerde gerek savunması gerekse pozisyon yaratabilmesi açısından değerli bir oyuncu. Önünde oynayan orta sahalar ile üçgenler kurarak, ofansif oyunculara alan açabilecek kadarda zeki.”

“Arsene zaman kaybetmeden Cana’yı almalı. Tam olarak Arsenal’in ihtiyacı olduğu adam. Gücü, dinamizmi ve hem havadan hem yerden defansif kabiliyeti ile gerçekten inanılmaz. Ofansı da orta saha oyuncuları kadar iyi. Yıkıcı doğasından pek çoğunuz şüphe edebilir lakin onun disiplin cezası geçmişi onu temize çıkarmaya yeter.”

Evet, sert diyoruz, ağır abi diyoruz, delikanlı diyoruz ya. Hani geçen sezon Kadıköy’de orta saha oyuncularımızın boğazlarını sıkan, dirsek atan oyunculara hiç beklemedikleri kadar profesyonel bir şekilde cevap verebilecek tarzda koruyucu da bir lider. Nitekim Marsilya’da oynadığı beş sezonda sadece bir kez kırmızı kart gördü Lorik Cana. Ancak o performansına rağmen Lucho Gonzalez transferine kaynak yaratmak için gözden çıkartıldı Marsilya’da. O da, resmi rakamlara göre 5 Milyon Avro karşılığında, o çok istendiği Premier Lig’in, Sunderland’in yolunu tuttu. Menajer Steve Bruce, onun takıma katılmasına en çok sevinenlerdendi şüphesiz.

“O çok değerli bir oyuncu ve onu kadromuza kattığımız için mutluyum. İyi karakterli, çok yönlü, kaliteli, tecrübeli bir oyuncu. Sunderland adına fantastik bir imza oldu.
Marsilya’nın kaptanlığını yapmış, genç olmasına rağmen hem çok tecrübeli hem de çok yetenekli olduğunu biliyoruz. Bu sene taraftarlarımızın seyir keyfini arttıracak bir isim ile anlaştık.”

Ki, Dean Whitehead’in Stoke City ile anlaşmasından sonra Steve Bruce onu hemen kaptanlığa yerleştirdi.

“Bazıları onun yabancı bir oyuncu olduğunu ve yeni olduğunu düşünebilirler. Lakin dilimizi gerçekten mükemmel konuşuyor, iyi bir yaşta, tecrübeli ve hem ülkesinde hem de Marsilya’da kaptandı. Sanırım onu izleyenler beni anlayacak ve onu neden kaptan yaptığımı göreceklerdir.”

Sezon boyunca Premier Lig’de 31 maça çıkan Cana, Sunderland adına kötü geçen sezonda, kötü demeyelim de, beklentilerin altında geçen bir sezonda takımın iyileri arasında gösterildi.

Hayal edilmesi, ikna edilmesi ve sonuçta transfer edilmesi zor bir oyuncu Lorik Cana. Kısa sürede kendini muhakkak Galatasaray taraftarına sevdirecek ve taraftarında “Ey 2000 ruhu” çağrılarına kişisel olarak kesinlikle cevap verecektir. Bütündeki diğer parçalarda yerli yerine oturunca, şüphesiz hem onun anlamı, hem de anlam katacağı diğer oyuncularla takımın verimi gerçekten yükselecektir. Biz kendisine ScoutGS ailesi olarak adam gibi adama, delikanlıya hoş geldin diyoruz.

Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.

“Bu Sefer Oldu, Lorik Cana” için 18 Yorum

  1. Arben diyor ki:

    Bu yazının üstüne ne denilebilir ki? Bir an önce idmanlara başla Cana!

  2. rhapsody diyor ki:

    Kaptanımıza ,ağır abimize hoşgeldin diyoruz

  3. Cem Koc diyor ki:

    Bu yazının üstüne…

    Oğuzhan Abi diyorum :)

  4. Cem Koc diyor ki:

    Yok yok İzzet diyorum :) )

  5. Turgut Öztürk diyor ki:

    Neler oluyo yahu? :D
    Aman allahim. Hakikaten müthis olur. 10 numara transfer diye buna derim.

  6. Cengiz Aktaş diyor ki:

    İzzet yüreğine sağlık.Öncelikle şunu belirteyimki basında kendini yazar zanneden bir çok kişi eline su dökemez.

    Cana transferini diğer transferlerden ayrı kılan şudur.

    Cana oynadığı takımda yükselişte olan değerli bir oyuncudur.Keita,Kewell,Baros,Elano transferleri bu oyuncuların düşüşte oldukları yada oynadıkları takımda düşünülmedikleri için gerçekleştirilmiş ama Cana transferi tamamen bir başarıdır.

  7. Alp Şahin diyor ki:

    Bu adam için bizi siteden sildiler ama değer :) )

  8. Podgorica diyor ki:

    tüylerim diken diken oldu şimdiden bağrıma bastım bu delikanlı adamı.

  9. burhan diyor ki:

    bu oyuncunun maliyeti hakkında bılgısı olan var mı ? çok ıyı oyuncu oldugunu düşünüyorum ama maliyeti yüksek ise o konu düşündürücü? piyasa degeri transfermarkt de 12 mılyon euro

  10. Arben diyor ki:

    Burhan…

    4.5 milyon euro bolservismiş. 2.2 yıllık ve 7500 maç başıymış öle gördüm habertürkte

  11. fatih diyor ki:

    forum biran önce acılsa transfer hiç zevkli olmuyor böle olunca ahmetin oguzhanın rıfkı abinin buragın ve özelikle cihan ve hakan abinin yorumlar olmayınca…bize bunu yapmayın forumu forumu taraftara acın?

  12. düzeltme diyor ki:

    hocam 5 milyon avro değil, 5 miyon pounda gitmiş sunderlande , resmi sitelerinde öyle yazıyor.

  13. Erdinç diyor ki:

    Ellerine sağlık İzzet Kılıç,harika kaleme almışsın herzamanki gibi. Kafamızdaki soruları büyük ölçüde gideren biz yazı olmuş.Tebrikler.
    Cana Cana izleyelim artık..

  14. Cüneyt diyor ki:

    Lorik cana fm 2008in en iyi 4 5 ön liberosundan birisiydi digerleri de sissokko (en çok istediğimm oyuncu yıllardır:) ) , palombo fln ztn ve bu müthiş bi kriter bnm için cana eger yanında kallström gibi bi oyuncunun yanında müthiş bir ikili oluşturcaktır, umarım elanoyla oynamak zorunda kalmayız ve en kısa zamanda elanoyu da elden çıkarıp yerini kallströmle ikame ederizz ah kallstörm aah 99 00 de seni ajax a aldıgım 16 yaşındaydın ve forver arkasında muazzam işler çıkarıyordunn umarım seni de alırız..

  15. Semih diyor ki:

    Babası 20 yıl önce Samsunspor’da oynayan bir futbolcu olarak TÜRK vatandaşlığına geçmiş… Lorik o zaman 4-5 yaşındaymış. Babası NTV Spor’a bağlanarak Türkçe konuşarak söyledi.

    Babası Türk olanın kendisi de TÜRK vatandaşıdır. Hemen başvuruyu yapın TÜRK vatandaşı olduğunuza dair belgeleri çıkartın; sezon başına yetişsin …

  16. kenan deniz diyor ki:

    yilin transferi olmiyacak. ama yilin takiminin bel kemigi olacak biri. ceza sahasi önünde top ceviren kanatlara pas dagitanoyun kuruculari rahatca sindirebilecek biri. pas dagitiminda da Mustafa Sarp Ayhan Akman a göre daha etkilidir. premier ligde neredeyse tüm maclara cikip görevini hakkiyla yerine getirmistir. bu tip liglerde stoperlerin bile ortalama teknik kapasitesi bizim ligin ortasahalarindan daha iyidir. Lucas Neill mesela.

  17. ibrahim diyor ki:

    hemşerimdir kendisi…gerçekten savaşcı… beşiktaşlı olamma rağmen umarım başarılı olur…ama ileride ya rakipleri kart vermiyo diye ağlamaya başlayacak yada cana(s harfine yakın bi harf ama türkçede yok… rizeliler çay derkenken kullanıyo bazen:)) dokunuyolar ağlıyolar ben üst düzey liglerde böylesini görmedim diye ağlayacak

  18. erdem diyor ki:

    Cana nın yanına oyunun iki yönünü de oynayabilecek (Kevin Prince Boateng mesela) bir oyuncu almamız gerekiyor..Ayrıca kaleciye de ihtiyacımız var..Yoksa geçen seneden farksız bir durum biz Galatasaraylıları bekliyor..

Yorum yapın