Artısıyla – Eksisiyle Yiğit Gökoğlan

Artısıyla – Eksisiyle Yiğit Gökoğlan

Tarih: 2012-01-21 | 181 Kez Okunmuş.

  • Twitter
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • E-Mail

Uzun bir aradan sonra portal üzerinden de sizlerle beraber olabilmenin, görüş ve önerilerimizi paylaşabilmenin sevincini paylaştığımızı belirterek girelim söze. Uzun süredir Galatasaray’ın elinin en güçlü olduğu bir transfer dönemi yaşamadık herhalde. Süregelen gelişmelerin de gösterdiği üzere daha uzunca bir süre bu piyasanın en azından Türkiye tarafında transfer konusunda en güçlü el ve en önemli hedef olacağı da  aşikar. Lakin bu gücü her istediğini alarak bir gösteri haline çevirmek değil, bozulan düzeni yerine oturtmak için kullanmak, Türk futboluna tek başına yön verebileceği bir dönemde Galatasaray’ın en önemli vazifesi olmalıdır. Ünal Aysal’ın, yönetim kurulunun, idari ve teknik ekibin de izleyebildiğimiz kadarıyla şu ana kadar ki tutumu bu yönde. Bu da sevindirici. Politikasını doğru karakterle sistematik temeller üzerine kuran, kendi öz kaynaklarını kullanmayı da ihmal etmeyen, ortaya çıkan fırsatları da değerlendirmekten geri kalmayan; rakiplerin görüşlerine saygı gösteren ve verilen sözlerin arkasında duran kurumlar eninde ya da sonunda muhakkak başarılı olmuşlardır, olacaklardır da. Mühim olan temeli sağlam kurmak ve yönetimin bütün birimleri ile koordineli bir şekilde ödün vermemeyi becermektir.

Bu noktada Amrabat üzerinden eleştiriler yoğunlaşabilir. Eleştiriler haklı da olabilir. Ancak şimdilik, Kayserispor yönetiminin de işi inat üzerinden yürütmeyi alışkanlık haline getirdiğini, bu şekilde kulüp yöneticiliği değil şahsi kompleks idareciliği yaptıklarını ve aslında kendi oyuncularına olduğu kadar kendi camialarına da zarar verdiklerini unutmadan, bu olayı bir koordinasyonsuzluk, yeni kurulan ve gelişen yönetimin yaşayabileceği bir zafiyet olarak bir kenara not ederek unutacağız. Nitekim daha sonrasında özellikle Ankaragücü ve Eskişehirspor kulüpleri üzerinden gerçekleşen/gerçekleşmeyen transferler hususunda kulübün izlediği yöntem, büyüyen ve gelişen transfer politikasının çok doğru ve akılcı, aynı zaman da haysiyetli bir temel üzerine kurulduğunun göstergesi değil mi?

12 Ocak sabahına ara transfer döneminin, uzun zamandır transferi hedeflenen genç bir oyuncunun transferi ile uyandık. Yiğit Gökoğlan. Artık kanıksadığımız, kabullendiğimiz ve özeleştiriyle karışık işi şakaya vurduğumuz bir konu olmuştu Galatasaray’da transferin hep resmi transfer döneminin son günlerine kalması. Yine bu şekilde bir dönem yaşayacağımızı düşünürken ilk transfer Manisa’dan geldi. Belki de yukarıda bahsettiğimiz gelişen transfer politikasının düzeltmesi gereken en büyük defolardan biri de bu. Ara transfer döneminde transfer yapmak elbette zordur ancak bu olgu yaz transfer döneminde muhakkak geliştirilmeli. Büyük kulüp Ağustos sonu transfer yapmamalı. Ağustos sonu transfer yapan takım, kamp döneminde ciddi sakatlık yaşayan ve uzun süreli ayrılıkları muhtemel oyuncuların yerine planlar ve takviyeler yapma yoluna gitmeli.

Yiğit’in transferi sonrası, başta resmi site olmak üzere bir çok platformda, oyuncu hakkındaki genel bilgilere, geçmişine, yapısına dair bilgiler okumuş olmanız olası. Oyuncu hakkında bu yazının yazılmasının sebebi ve sizinle görüş/düşünceleri paylaşıp sizden gelebilecek yorumları/eleştirileri dinleme şansı yaratmaya çalışmamın nedeni yine aynı yönlerden giderek satır doldurmak değil, daha çok Yiğit’in Galatasaray’da önümüzdeki dönemde oynayabileceği rol, mevcut aşamadaki eksiklikleri ve takım üzerinde katkı sağlayabilecek yeteneklerini irdelemek olacak.

Bu yüzden öncelikle bu transferin nedenlerini sıralamak gerek;

Sezon başından beri özellikle kullanılan ve verim alınan çift forvetli sistemde yararlı olan Engin, Emre, Kazım gibi oyuncuların safkan kanat rolünde olamamaları; Riera’nın beklentiler altında kalması, Sabri ve Yekta gibi yine her ne kadar rol gereğini en üst düzeyde yapamayacak olsa da en azından bir alternatif olabilecek oyuncuların uzun süreli sakatlıkları, Galatasaray’ı kanatların önünde zaaf gösteren bir takım haline büründürebilirdi. Ki bu da takımın her iki yönüne de ciddi zarar verebilecekken, özellikle Eboue’nin performansı, Hakan Balta’nın iyi niyeti ile Fatih Terim’in kanat oyuncularını bir orta saha gibi kullanması ve oradan boşalan yerlere bek oyuncularını doğru bir şekilde kanalize etmesi, Muslera, Selçuk ve Elmander’in bireysel performansları, Kazım’ın bütün iyi niyeti ile özellikle sağ kanat savunmasına ciddi derecede yardımcı olması, topsuz koşuları ile bulduğu pozisyonlar, Semih ve Emre’nin şaşırtıcı derecede yükselen grafikleri bizim ilk yarıyı lider bitirmemizi, en çok atarken en az da yememizi sağladı. Ancak devreyi lider geçmek zaafının olmadığı anlamına gelemezdi, takımda eksik olmadığı yorumu getiremezdi. Dolayısıyla özellikle kanatlara muhakkak takviye yapılmalıydı.

Yiğit Gökoğlan bu noktada, özellikle yaş ve gelişme/gelişebilme kapasitesi göze alındığında çok daraltılabilecek bir Türk kanat oyuncusu listesinin tepelerinde yer alabilecek bir oyuncuydu. Hele hele mevcut çift forvetli sistemin uygun kıldığı bir kanat oyuncusu rolünde de bu listede kendine avantaj sağlayabilecek bir yetenekti Yiğit. Ancak mevcut piyasanın maddi açıdan düzensizliği, altyapıya da güvenin getirdiği düşünceler Yiğit’e verilecek bonservis bedellerinin huzursuzluk yaratabileceğini de göstermiyor değildi.

Maddi konular kişiden kişiye, görüşten görüşe relatif bir kavramdır. Kimine göre pek de yetenekli olmamasına rağmen 5 ila 8 Milyon Avro arasında fiyat ödenen/biçilen oyuncular varken Yiğit sudan ucuzdur, kimine göre ise 2.5′da çoktur, hele hele aşağıdan güvenilen ve yetenekli bulunan kanat oyuncularının yetiştiğine inanan kişiler açısından. Ki, gündemde alınması muhtemel, her iki kanatta da oynayabilen yabancı bir oyuncunun olası transferi de bu transferi bir mantık öteye itebilirdi. Kazım’ın bu bölgede kullanılabilmesi, transferi olası yabancı oyuncunun oynayabilecek olması, yeri geldiğinde Engin ve Emre’nin alternatif olması, hatta sıkışılan anlarda Sabri’nin, bu oyuncuların olmadığı dönemde arkada oynayacak Ujfalusi’nin önünde Eboue’ye şans verilebileceği de düşünülebilirse Yiğit transferini yargılamak kolay olabilir. Ki ben de bu yargılamayı kendi içimde ciddi anlamda günlerdir yapıyorum.

“Geniş alanda yaptıklarını dar alanda çevre kontrolüyle yapabilmesi halinde ortaya uluslararası seviyede bir futbolcu çıkacak.”

Eski Teknik Direktörü Giray Bulak’ın bahsettiği gibi ilk bakışta bir geniş alan oyuncusu olarak göze çarpan Yiğit’in rakiplerinin daha çok alan daraltmayı tercih ettiği bir takımda neler verebileceği şimdilik soru işareti. Süper Lig’de boy gösterdiği günden bu yana istikrarlı bir şekilde katkı verememesinin de olduğu gibi. Oyun yapısının en belirgin özelliğinin ani patlama gücü olduğunu göz önüne alırsak da, kariyerinin de bu şekilde süregeldiğini söylemek mümkün. Nitekim belli dönemlerde silik kalsa da, birden bire parlayan, üç dört maçlık periyotlarda adından söz ettiren bir performansı var. Galatasaray’da da hem saha içinde doksan dakikalık dilimde hem de sezon boyunca bu tarz bir etki yaratması muhtemel. Ancak bu yeterli olacak mı? Bu da bir diğeri.

Peki Fatih Terim Yiğit’i ne şekilde kullanabilir? Hangi yönleri ile Galatasaray’a katkı sağlayabilir, hangi yönlerini geliştirebilir?

Galatasaray’ın Yiğit transferine ihtiyaç duyabileceği en önemli olgulardan biri de kaleye gerektiğinde çok hızlı bir şekilde gidememek, rakibi eksik yakaladığın anlarda doğru kontra pozisyonları yaratamamak. Açık ve net. Her ne kadar takımda seri ve hızlı oyuncular olduğunu söyleyebilsekte ciddi olarak kontra oyuncusu olmadığını ya da olan bir yada ikisinden yeteri kadar verim alınamadığını da söyleyebiliriz. Yiğit bu noktada çok önemli bir eksiği giderebilecek bir yeteneğe sahip. Selçuk’un hala en etkin yanını kullanamadığını (savunma arasına atılacak derin ve yerden, direkt olarak asist hanesine yazılabilecek paslar), bu özelliğini kullanabilmesi için de takımda Sercan’ın daha aktif bir rol almasının yanında Yiğit’in de patlama gücünü, topsuz oyunu gerçekten yaşından daha olgun bir şekilde kullanabilmesi önemli kriterler olacaktır. Özellikle A ve B bölgelerinden 6 ve 9 bölgelerine atılabilecek toplar, özellikle altı numaranın golle, dokuz numaranın da X bölgesine aktarmak suretiyle asiste dönüşmesi muhtemelden öte olacaktır.

Yiğit’in 7, 8, ve 9 numaralı hattı kullanma gayreti, Eboue’nin performansının düşmesine, yeteri kadar istediği boş alanları bulamamasına sebebiyet verebilir. Bu noktada Eboue’nin iyi performansının altında aslında her ne kadar net görünmese de kendini 5 ve 6’ncı bölgelere atan, savunmaları sırtına almayı seven, boğuşmaktan kaçmayan, Eboue’ye resmen bir pivot misali yol açan Kazım’ın da katkısını unutmamak gerekir. Bu noktada Yiğit’e 5 ve 6 numaralı bölgeleri de kullanması, buradan topsuz olarak ceza sahasına kanalize olması öğütlenmeli, özellikle onun pas kanallarını daha çok kullanacak oyuncuların da (Selçuk, Melo, Emre, Engin vs.)Yiğit ile uyumunun süratle arttırılması onun en kısa şekilde verim vermeye başlamasındaki en temel faktör olacaktır.

Wenger’in; Walcott’u ofansta hedef forvet olarak kullanma fikrinden her ne kadar diğer forvetleri kaybetme riski sebebiyle vazgeçse de, esasında bu oyuncuyu yeri geldiğinde ve hazır olduğunda Henry tarzı kullanma isteği olduğu kamuoyuna yansımıştı. Kimi teknik direktörler bu tarz yerleştirmeleri yapmadan önce oyuncunun tamamen o bölgeye hazır olmasını bekler ve bu hazırlığın yolu antremanlardan geçer. Nitekim, erken kullanması ve kötü sonuçlar doğurması, oyuncunun o bölgeye karşı bir özgüven kaybı yaşamasını da sağlayabilir. Lakin bazı teknik direktörler ise en iyi tecrübe ve öğrenmenin resmi maçtan geçtiği olgusuyla oyuncuları kısa kısa o bölgelerde yer vererek istedikleri mevkiye, ya da ihtiyaçları olduğu anda tam güven duygusuyla güvenerek kullanacağı mevkiye adapte etme yolunu seçerler.  Bu noktada Fatih Terim Yiğit’e serbest forvet olarak bir santfor arkası kullanma yoluna da gidebilir. Özellikle önde girilen maçlarda, zamanında Hikmet Karaman’ın da Manisaspor’da yaptığı gibi onu bu şekilde kullanmak, rakip stoper ve beklerin orta sahayı geçme hissiyatını zayıflatabilecek bir hamle olabilir. Sercan Yıldırım’ın daha çok ayağına top isteme ve topu çok daha fazla kullanarak dripling yapma isteği onu tam anlamıyla bir kontra tehdidi haline getirmekten uzaklaştırıyor. Yiğit bu dönemlerde iyi bir alternatif olabilir.

Genç Milli Takımlarda sağ bek oynadığı göz önüne alınırsa, özellikle daha yavaş bir ofans hattına sahip, hücuma daha yavaş çıkan ve geriye fazla yaslanan takımlara karşı risk alınması gerektiği dönemlerde sağ bek olarak da bir alternatif olacaktır.

Özetle ;

Yiğit’in en belirgin özelliği vücut yapısından da faydalanmak sureti ile çok hızlı hareket edebilmesi; bu özelliğini topsuz oyunda şu anda çok iyi seviyede olmasa da, kullanmaya niyetli olması ve topsuz oyunu sevmesi. Dolayısıyla zayıf yönleri üzerine çalışırken takıma bir an önce pozitif etki yapması açısından bu yönlerinin takımla koordinesi şart. Şu anda beraberinde soru işaretleri getirse de yaşının gençliği ve gelişime açık olması onu iyi bir seçenek yaptı bu dönemde. Evet, 23 – 24 yaşında oyuncular kendi kulüplerinde tarih yazsa da, ne yazik ki bu Türk sporcusu için geçerli olmuyor. Sadece futbol değil, sporun bir çok alanında bu örneği yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Burak Yılmaz’ı, Kerem Tunçeri’si, Ömer Onan’ı ilk çırpıda aklıma gelenler. Her ne kadar Özbek Türk’ü de olsa Marsel İlhan’da 30’undan sonra bir Grand Slam’de çeyrek final yaparsa şaşırmayacağım diyerek, Yiğit’e Galatasaray’da sonsuz başarılar dileyerek burada kapatalım konuyu. Saygılarımla.

Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.