Final Çok Yakın…

Final Çok Yakın…

Tarih: 2010-09-03 | 14 Kez Okunmuş.

  • Twitter
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • E-Mail

Ülke olarak belki de düzenlediğimiz en büyük turnuva olan Dünya Basketbol Şampiyonası başladı ve grup maçları da sona erdi. Turnuvanın büyüklüğünden söz etmişken, böyle bir şampiyona öncesinde bile karakteristik özelliğimiz olan birbirimizi yeme alışkanlığından yine vazgeçemediğimizi hatırlatmak istiyorum. Tabi eleştiri ve olumsuzlukların havada uçuştuğu yılları geride bırakıp, şampiyona başladığında yine Kuvayi Milliye ruhuyla hareket edip, kızgınlıkları unutur gibi yaptığımızı da gözden kaçırmıyorum. Kimimiz Tanjevic’e katlandı bu süreçte, kimimiz yıllardır harcanan oyuncuların hesabını sormaktan vazgeçti, kimimiz de her türlü yanlışına rağmen Turgay Demirel’i görmezlikten geldi. Bu satırları kimseyi eleştirmek için değil de hafiften benim de turnuvaya nasıl baktığımı anlatmak için yazıyorum aslında. Tanjevic’i istemiyorum, Turgay Demirel’in gittiği günü basketbol bayramı ilan etmeyi düşünüyorum ama milli duygularım da herşeyin önüne geçiyor haliyle. Bu yüzden ne Tanjevic’e yükleneceğim, ne yapılan organizasyon hatalarını dile getireceğim ne de olumsuz olacağım. Tek yapmak istediğim herşeyi unutup yaratılmak istenen sinerjiye katılmak, herşeye rağmen eğlenmeye çalışmak ve milli takımla gurur duymak. İnşallah başarabilirim, başarmak istiyorum, başarmalıyım da.

Turnuva öncesi ikinci olacağımızı düşündüğüm grubumuzda Yunanistan maçı bizim için dönüm noktası oldu. Alınan galibiyet ile liderliğin hemen hemen garantilenmesinin yanı sıra savunmada gösterdiğimiz direnç ve turnuva boyunca pek memnun kalmadığımız seyircinin biraz canlanması İstanbul seyircisine de güzel bir mesaj oldu. Açık ara turnuvadaki en iyi savunma performansına sahip olan takım biz olduk diyebiliriz. Takımın neler yapabileceğini de hep beraber görmüş olduk ve takıma olan güvenimiz de inanılmaz derecede arttı. Taraftarın da etkisiyle Yunanistan’ı yenebileceğimizi düşünüyorduk ama hakemlere rağmen eze eze yeneceğimizi sanırım pek tahmin edemiyorduk. Bu yüzden bu maç, gruptan lider çıkıp önümüzün açılmasının yanı sıra takıma olan bakış açısının da değişmesine yol açtı. Şimdi oyuncular da biliyor ki şampiyona öncesi hava çok fazla yok ve kendilerine güvenenlerin sayısı bir hayli arttı. Tabi önceki havayı nasıl kendileri yarattı iseler güven ortamını da yine kendileri yarattılar, bunun da bilincindedirler büyük olasılıkla. Değişen havanın sadece Türk tarafında olmadığını da hatırlatmak lazım. Takip ettiğim birkaç yabancı forumda bize pek şans verilmediğini ve sadece sert bir takım olduğumuzu gördüğümden onların da düşüncelerinin değiştiğini şu anda takip edemesem de tahmin edebiliyorum. Bu bağlamda grup maçlarının bize prestij, güven ve manevi güç kazandırdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Grupta oynanan maçlarda hocamızın performansından genel olarak memnun kaldığımı söyleyebilirim. Fildişi Sahili maçında dört uzunlu bir takımla mücadele ettiği dakikalara sahne olduğumuz Tanjevic’in turnuvanın geri kalanını başarıyla tamamladığını görmek gerek. Bunu söylememizde en büyük etken de şüphesiz Tanjevic’in eski alışkanlıklarının minimize edilmiş olması. Alınan galibiyetler gözümü kör mü etti bilmiyorum ama ben Tanjevic adına başarılı bir turnuva geçtiğini düşünüyorum. Kendisi adına eleştiri olarak nitelendirebileceğim tek konu Hedo’nun biraz geri planda bırakılması olabilir. Tabi bu konuda Hedo’nun da hoca kadar hatalı olduğunu düşünebiliriz.

Hedo ile devam edersek; ona dair beklentilerin henüz karşılanmamış olması en büyük sorunumuz durumunda. Milli takım geçmişi ve NBA’deki özellikle önceki sezonki performansıyla takımın lideri olmasını beklediğimiz Hedo, Porto Riko maçı dışında pek sorumluluk almadı. Ondan en büyük beklentimiz topun el yaktığı anlarda ortaya çıkması ve takımın düşüş yaşadığı dakikalarda da takıma liderlik etmesiydi. İkinci tur maçlarıyla beraber Hedo’nun performansındaki yükseliş bizim de kaderimizi belirleyecek şüphesiz. Bu yüzden onun daha fazla kendinden bahsettirmesi tek dileğimiz. Hedo dışında benim takım içinde memnun kalmadığım bir isim bulunmuyor. Kerem, Ender, Ömer ve Sinan’ın öncülük ettiği guard rotasyonumuz belki de en zayıf bölgemizdi ama kendilerinden üst düzey performans gördüğümüzü rahatlıkla söyleyebilirim. Ender’in o ani parlamalarının dışında savunmadaki etkinliği açıkçası hoşuma gitti. Diğer oyuncularımızın da savunmaki performanslarının hep ortalama üstü olduğu düşünüldüğünde ileriki turlarda da kısa savunmasında sıkıntı yaşama olasılığımız pek görünmüyor. Boyalı alanda görev yapan oyuncularımız ise savunmada ve hücumda ellerinden geleni yaptılar bence. Kerem Gönlüm ve Ömer Aşık’ın önemli maç eksikleri bulunmasına karşın formları göz doldurdu. Ömer Aşık faul atışlarında yüzdesini birazcık geliştirebilseydi sanırım turnuvanın yıldızı durumunda olurdu. Ama yine de ona indirdiğimiz her topta yapılan faullerin lehimize sonuçlandığını, sonuçlanacağını da unutmamak gerek. Umarım boyalı alanı besleyen bir milli takım izlemeye devam ederiz. Takım içinde en çok ön plana çıkan oyuncuyu ise en sona bıraktım. Yunanistan maçının kahramanı ve hazırlık maçlarında Tanjevic’in kurbanı olmasına rağmen şampiyonada gözdesi olan Ersan İlyasova’nın formu takımımız için en büyük şans. Gerek boyalı alanda gerekse üç sayı çizgisinin gerisinden bulduğu basketlerle takımımızı taşıyan Ersan, aynı zamanda takımımızın en çok ribaund alan oyuncusu durumunda. Defalarca söylendi, tekrar yazmak istemiyorum ama Ersan’ın dört numarada oynadığı her maçta kendisinden alacağımız verim hep daha fazla olacak. Umarım Tanjevic yaptığı doğrudan şaşmaz ve başarılı bir Ersan izlemekten mahrum kalmayız.

Böylesine olumlu geçen bir grup performansının ardından beşte beş yapmamıza rağmen kağıt üzerinde zorlu rakiplerle karşılaşacak olmamız çoğu kişiye göre bir talihsizlik ama ben tam anlamıyla böyle düşünmüyorum. Bunun nedenleri arasında seyircinin zorlu rakipler karşısında takıma daha çok sahip çıkacak olmasının yanısıra, en iyileri yenerek bu kupayı alma isteği de ikinci sırada geliyor. Şu bir gerçek ki elde edilecek bir başarıda kimse kura şansı veya güçsüz rakip yenilerek bir yere gelindi diyemeyecek. Bu benim için önemli bir detay. Ayrıca yendiğimiz her güçlü rakipte takımın motivasyonu da biraz daha artacak. Karşımıza çıkan yol ise tam da benim istediğim türden diyebilirim.

Öncelikle ilk rakibimiz Fransa olacak. Fransa’nın İspanya’yı yenmesine rağmen grubunu nasıl dördüncü tamamladığı kafalarda soru işaretleri bıraksa da ben tam olarak bilerek rakibimiz olmak istediklerine inanmıyorum. İstedilerse de kendileri bilirler keza biz Fransa’yı rahatlıkla geçeceğiz. ABD maçlarını biraz takip etmiştim turnuva öncesinde, turnuvada ise sağolsun NTV sayesinde takip edemedik ama Fransa’da lider oyuncu sorununun olduğunu görmek için basketbolu çok iyi bilmeye gerek yok. Takımda önemli isimler var ama asla takımı taşıyacak kapasitede, baskılı savunmaya rağmen skor üretebilecek düzeyde bir oyuncu yok. Zaten Tony Parker’dı bu bahsettiğim isim ama o yokken Fransa’dan hiçbir şey olmaz bence. De Colo, Gelabale, Batum gibi takıma lider olabilecek isimler var ama bu oyuncuların hiçbiri bizim savunmamızı aşabilecek kadar üst düzey değiller. Parker olsaydı Fransa’ya ciddi şans verirdim ama şimdi veremiyorum. Maça dair yazacaklarıma geçmeden Fransa eğer bizle karşılaşmayı kendi tercih ettiyse ve son maçı bilerek kaybettiyse büyük hata yaptı demekten kendimi alamıyorum.

Fransa kadrosunda dikkat etmemiz gereken isimleri yazmıştım ama tekrar etmem gerekise De Colo, Gelabale, Batum ve artı olarak Diaw. De Colo’yu muhtemelen iyi savunacağımızı düşünüyorum, bu maçta ondan aşırı bir performans beklemiyorum. Hedo’nun ve Ersan’ın savunma performansının Fransa hücumlarını etkileyecek en önemli faktör olduğunu düşünüyorum. Forvet bölgesi iyi olan bir rakibe karşı özellikle Hedo’nun performansı bizim için çok önemli. Çok karşı çıksam da Tanjevic’in bu maçta gerek atletizmi sağlamak gerekse de Hedo’ya yardımcı olmak amacıyla Ersan’ı da ara ara üç numarada kullanacağını düşünüyorum. Tabi umarım Fildişi maçındaki gibi Tanjevic atletizm yapayım derken olayı abartmaz ve dört uzuna dönmez yoksa bu bizim sonumuz olur. Fransa uzunlarının da koş koş basketbolu oynayabildiği bir ortamda oyun hızlandığında uzun bir beş kesinlikle aleyhimize olabilir. Zaman zaman Ersan’ı üç numara oynatmaya bu maçta sıcak bakıyorum ama o dakikalarda iki numaradaki oyuncumuz da inşallah Hedo olmaz. Tabi Oğuz ve Ömer gibi iki uzunun da aynı anda sahada olmaması gerekiyor. Bu tür yanlışlıklar yapılmadığı sürece gerek guard bölgesinde gerekse de boyalı alanda üstün olduğumuzu düşünüyorum. Yeterki biz agresif savunmamıza devam edelim ve oyunu hızlandırmayalım. Ne kadar uzun sürelerde top kullanırsak bizim için o kadar rahat bir maç olur diye düşünüyorum. Tanjevic’in önemli hatalar yapmayacağını ve maçın bizim için çok da zor geçmeyeceğini söylemekten kaçınmıyorum.

Fransa maçı sonrasında ise karşımıza çıkabilecek takıma kısaca değinmek istiyorum. Muhtemelen diğer taraftan Slovenya gelecektir ama o maçın bize kazandıracağı önemli bir avantaj var. Slovenya uzunlarının yetersiz olduğu bilinen bir gerçek ve Avustralya’nın da en önemli bölgesi pota altı. Slovenya bu turu geçer ama Avustralya Sloven uzunlarını ciddi şekilde yıpratabilir. Bizim de pota altında etkin olduğumuz düşünüldüğünde Slovenya eşleşmesi bizim için kağıt üstünde zor ama sahada uygun bir eşleşme olabilir sanırım. Başka bir durum da Slovenya taraftarının turnuvaya damga vurmuş olması. Bu bizim taraftarı da bu maç için tetikleyebilir ama umarım sayıca Slovenlerin gerisinde kalmayız. Eğer öyle birşey olursa uzunlar konusunda söylediklerim çok geçerli olmayabilir. Fransa’yı rahat geçebiliriz ama taraftarımız destek olmaz ise Slovenya önünde zor anlar yaşayabiliriz. Bu yüzden görev taraftara düşüyor. İşin yarı final kısmını ise şu anda pek düşünmüyorum. Yarı finale çıkarsak önümüzde kimse duramaz uzun uzun yazmaya gerek yok, finalde Amerika ile tarihimizin en önemli maçına çıkarız.

Hal böyle iken ben zor görünen bu eşleşmeleri taraftarı canlandıracak olmasından dolayı pozitif olarak algılıyorum. Hiç sevmediğim Tanjevic’e güvendiğimi de itiraf ediyorum ve yolumuzun açık olduğunu düşünüyorum. Uzun zamandır milli takıma bu denli sahip çıkmamıştım, finali uzak görmüyorum. Umarım yanılmam ama turnuva tahminlerimde çok yanıldığımı da dipnot olarak vermek istiyorum.

Kerem Seçer/ScoutGS

Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.