Kupaya Doğru – 1
Tarih: 2010-08-30 | 21 Kez Okunmuş.
“Evet… Rüya takım kuruldu, yüzyılın devrimini yapmak da oyunculardan sonra bize kaldı.” diyerek başlanmıştı o gün söze. Heyecanlıydık, hırslıydık, istekliydik. Bunun unutamayacağımız anılar arasına gireceğini hiç düşünmüyorduk ve neye yol açtığımızı henüz bilmiyorduk. O gün yaktığımız ateşin Galatasaray’ın belki de en büyük taraftar hareketi olduğundan haberimiz yoktu. İki sene öncesinden bahsediyorum, henüz tarihini bile bilmediğimiz Kadınlar Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı için verdiğimiz mücadelenin ilk gününden…
Tam üç ay öncesinden açmıştık forumlarda o konuyu. Kadın basketbol maçını başka bir şehirde izlemek için üç ay öncesinden hevesliydik. Kendi salonumuzu dolduramazken, iki adımlık yere gidemezken Ankara’ya gitmeye hazırlanıyorduk. Üç ay boyunca bazı arkadaşlarımız öylesine çalıştı, öylesine emek verdi ki maç günü Ankara’da Karanfil Sokak’ta gördüklerim aklımdan hiç çıkmayacaktı. Çoğunu İstanbul’dan tanıdığım yüzlerce insan sarıya kırmızıya boyamıştı sokağı. Sadece İstanbul’dan değil, Adana’dan, Mersin’den ve birçok şehirden yüzlerce sarı kırmızı aşığı bir aradaydı. Ankaragücü taraftarlarının hala anlam veremediğim davranışları eşliğinde sokaktan salona yürüyüşümüz değişik bir haz vermişti, unutulmazdı. Siz burayı fethedemezsiniz mi diyorlardı bilmiyorum ama çoktan fethetmiştik. Yüzlerce insanın kadın basketbol maçı için salona bağırarak yürümesi normal bir durum olabilir miydi? Hala inanamıyorum, hala şaşkınım ve hala rüyada bile olabilirim.
O gün salonda yaşadıklarım ise Galatasaray taraftarının büyüklüğünün göstergesiydi. Maçtan günler önce, ne yapıyor bunlar diye rakip taraftar sitelerinde hafif bir şaşkınlık vardı ama asıl şaşkınlığa uğrayan bizdik. Onlar sadece izlemişti ama biz yaşamıştık. Salonda erkek takımlarının maçları da olmasına rağmen rakip takım taraftarlarından üç kat fazla oluşumuz ve seslerini bile çıkartmamamız bize en büyük gururu yaşatmıştı. Yaktığımız ateşin sonunda aldığımız kupa ve takıma sahip çıkışımız, bugünlerde özlediğimiz ama o gün övündüğümüz birlik beraberliğimizin meyvesiydi. Maç sonunda rakip takımın forumlarını okumak ise işin en keyifli yanıydı.
Söze böyle başlamak istedim çünkü o gün “Ankara’ya Akıyoruz!” sloganıyla gerçekleştirdiğimiz bu organizasyonu yapmayı Allah bize bir kez daha nasip etti. Geçen sezonun lig şampiyonu Fenerbahçe ile 20 Ekim’de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda yine karşı karşıya geleceğiz. Maç son yıllarda olduğu gibi yine Ankara’da olacak diye düşünüyorum ama yurdun en ücra köşesinde de olsa biz yine yolumuzdan sapmayacağız. İki sene önce yaptığımızın çok daha fazlasını yapmak için harekete geçtik ve bunu duyurmak için de her yolu deneyeceğiz. Herkesin bu heyecanı yaşamasını, bu hareketin içinde yer almasını istediğim için de o tarihe kadar devam edecek bir yazı dizisine imza atmak istiyorum.
İki aya yakın bir süre kalmasına rağmen tekrar imkansızın peşinden koşmak bizim için ne kupa kazanmayı, ne de derbide fazla olmayı ifade ediyor. O gün orada olabilmek, sahadaki 12 cesur yürekle bütünleşebilmek ve yensek de yenilsek de sezona arkalarında olduğumuzu göstererek başlayabilmek her şeyden önemli şüphesiz. Tribünde yaşanan her türlü olaydan olumlu-olumsuz etkilenen, gözleri hep onları sevgiyle bağrına basmış taraftarı arayan ve adeta bizsiz yapamayan kadın takımımız için milyon dolarlık takım olmaktan çok daha önemli bir etken bu. İki sezon önce yine böyle bir hareketin sonucunda önce Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı sonra sezon sonunda Avrupa Kupası’nı kazandıklarını hepimiz hatırlıyoruz.
Biz o gün de başarıya açtık, şimdi de açız. Belki Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Avrupa Kupası müzemize taşındı ama içimizde kalan hala bir lig şampiyonluğu var. O gün sonuna kadar savaşmasına rağmen Fenerbahçe’yi geçemeyen bir takım vardı şimdi de savaşmasa da savaşacak olan, yeniden kurulmuş bir takım var. O takımın sevilmesinde kaos dönemlerinden sonra tekrar iddialı olmamızın ve verilen mücadelenin önemi büyüktü. Geçen sezon yaşadığımız kaos ve mücadele eksikliği sonucunda, Cem Hoca’nın takımı gibi yeniden, baştan aşağı kurulan bir takıma destek olmak, o sinerjiyi tekrar oluşturmak en çok önemsediğimiz şey. O zaman gelen Avrupa Kupası gibi şimdi de önce lig şampiyonluğunu sonra da Avrupa Kupası’nı kazanmak istiyorsak önce bizim bu takıma sahip çıktığımızı göstermemiz gerekiyor. Biz o gün bu amaçla yola çıkmıştık, takıma sezon başında destek olursak her şey güzel olacaktı, oldu da. Şimdi de her şeyin güzel olmasını istiyorsak henüz sezon başında onların yalnız olmadığını göstermek herkesten önce bizim görevimiz çünkü biz bu kulübün gerçek sahipleriyiz.
Kadın basketbol takımımız üzerinde kara bulutların dolaştığı bir sezonu geride bıraktıktan sonra pırıl pırıl, gurur duyulacak bir takımla sezona başlıyoruz. Çoğu ilk kez sarı kırmızı formayı giyecek olan bu oyunculara ve hocamız Ceyhun Yıldızoğlu’na güzel bir merhaba demek, onlara yabancılık çektirmemek, Galatasaray’ın büyüklüğünü göstermek için bu kupa mücadelesi şüphesiz bizim için en büyük fırsat olacak. Galatasaray taraftarı sahada mücadele eden sporcusuna her zaman destek olmuş çok özel bir taraftardır. Son yıllarda negatif özelliklerimiz artsa da bizim tarihimiz taraftarın etkisiyle kazanılan başarılarla doludur. Galatasaray taraftarı ailesine katılan yeni fertlere sevgiyle yaklaşır, onları kucaklar. Ceyhun Hoca’nın takımına da öyle yaklaşacağından şüphem yok. O halde Ankara’da olmak, herkesi Ankara’da olmaya zorlamak şampiyonluğa giden yolda atmamız gereken en önemli adım olacak.
Her şeyden öte rakibin her branşta yaptığı önemli yatırımlara rağmen, bizim kulübümüzün bu branşları yeterince önemsememesini kafaya takmadan, her yerde takımlarımızı yalnız bırakmayan, çoğu zaman onlardan nicelik ve nitelik olarak çok önde olan bir taraftar topluluğunun parçası olmanın gururunu yaşamak futbol taraftarı olmaktan çok ötedir. Ben Kopenhag’a gittim, Kadıköy’e deplasmana gittim, her maç Sami Yen’deyim demek çok zor olmasa gerek ama ben o gün Galatasaray’ı spor kulübü olduğu için sevenlerin içindeydim demek, ben trenle yüzlerce kişiyle beraber kadın basketbol takımımıza destek olmaya gittim demek herkese nasip olmayacak kadar özel bir şeydir. Evet ben o gün oradaydım, İstanbul’a dönerken UEFA şampiyonluğunu değil basketbolda kazanılan bir kupayı trende doya doya kutlayan taraftarın arasındaydım. Bunu her yerde konuşuyorum, övünüyorum, herkesin de övünmesini istiyorum.
20 Ekim’e kadar devam edecek “Kupaya Doğru” yazı dizisinde haftaya takımımızı tanıtacağım.
Saygılarımla.
Kerem Seçer/ScoutGS
Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
