Eskişehirspor – Galatasaray : 1-3

Eskişehirspor – Galatasaray : 1-3

Tarih: 2010-08-30 | 30 Kez Okunmuş.

  • Twitter
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • E-Mail

REENKARNASYON !

Daha sezonun 3.haftasında ki bir maç nasıl olurda bu kadar önemli bir hal alır, şaşmamak zor gerçektende.
Yenilirsek, kuvvetle muhtemel teknik kadro değişikliği dahi olacak bir maç yaptık.
Hafta boyunca maçın önemine değinirken, diğer yandan takımın isteksiz ve baskısız oyununa işaret ettik.
İstenirse 8 tane defansif oyuncuyla da baskılı futbol oynanabileceğini, topu rakip sahada tutabileceğimizi belirttik.
Bu işin sadece bir mantalite olayı olduğunun altını koyu koyu çizdik.
Frank Rijkaard’ın biraz esneklikle, inadından uzaklaşması ile takımın şahlanacağını sürekli yazdık, çizdik.
Ne oldu da, bu takım baskılı bir oyun oynadı, rakibe posizyon vermedi, sürekli araştıran, zorlayan bir hüviyete kavuştu.

Öncelikle, formsuz Hakan Balta’nın yerine Serkan Kurtuluş ile maça başlanması, aslında şu bitmekte olan transfer döneminde ihtiyaç bölgesini çok bariz gösteriyordu bize. Şu takımın 10 yıldır sağ bek ve sol bek sorunu var. 10 yıldır çözmüyoruz. Neyse, dağıtmadan maça dönersek, Serkan Kurtuluş ile maça başlamak doğru bir karardı ama ondan daha doğrusu Serkan’nın, kademesine Neill’ı yerleştirmekti. Rijkaard burada ki aktivetesi ile, kendi zincirlerini kırıp, takımda farklılık yaratmıştır.

Takım özellikle 1,5 yıldır oynamaya çalıştığı pas trafiğine dayalı futboldan uzaklaşmış ve yerine baskılı, kazanılan topu çok hızlı kullanan, sürekli deplase olan, zorlayan, pres yapan, sertlik yapan ve savaşan bir takım olarak sahada boy gösterdi. Bu zorlama daha maçın başında kalecinin hata yapması ile birlikte takımımıza golü getirdi. 20.dakikaya kadar da bu oyun devam etti. Özellikle Barış Özbek müthiş oynadı. Sahada ayak basmadık yer, pres yapmadık adam bırakmadı. Hamleli bir oyuncu olmasından dolayı orta sahada fark yarattı. Hele o presle kazandığı topta Milan Baros’a pasını verse, Baros, boş kaleye ikinci golü atsa, Barış’ın ilk yarı oynadığı futbolu tarif edemez olacaktım. Maçın 20.dakikasından sonra oyun dengelendi. Bir orta saha mücadelesine döndü. 2 takımda iyi mücadele ettiler. Bir posizyonda Mustafa Sarp’ın ayağının kayması sonucu Sezer boş kaldı ve müthiş bir şut çıkarttı. Abartı diyeceksiniz ama dünyada sayılı kalecinin çıkartabileceği bir topu çıkarttı Ufuk Ceylan. Onun böyle bir kurtarışa ihtiyacı vardı derken, Tello’nun falsolu ve sert topuna yaptığı planjonda, ellerinin arasında ki mesafeyi fazla tutunca top arasından sıyrılıp gidiverdi. Dönüşüde gol oldu. Morali çok bozuldu ama oynaya oynaya bu oyuncunun tecrübe kazanacağını düşünüyorum. Özellikle ceza sahası içinde elini sokabileceği her yere elini sokma eğilimi var. Bu benim hoşuma gidiyor. Karpaty maçında ceza yayına kadar çıkıp gelen şişirme topları toplaması ise babalarımızın bize anlattığı Turgay Şeren’e benziyordu. Üstüne düşmek, şans vermek lazım. Harcamamak lazım. Aykut’a daha fazla şans vereceğimize bu çocuğu her maç oynatmak lazım.

Maçın 2. Yarısına gene Rijkaard diyerek başlamak lazım. Özellikle yorulan Elano’yu daha fazla oyunda tutmayarak, Aydın ile yerlerini değiştirmesi mükemmel bir karardı. Normalde bu tür değişiklikleri 60 civarı yapan bir hoca için bu da ayrı bir değişim rüzgarıydı. Galatasaray ikinci yarıya yine çok hızlı ve baskılı başladı. Arda Turan sazı eline aldı ve çaldı, söyledi, söyletti. Rijkaard’ın lider oyuncu ve inisiyatif söyleminin üstüne de cuk oturdu. İstemek lazım. Demek ki isteyince oluyormuş. Bu arada Rijkaard 60 dakika sahada basmadık yer bırakmayan, Eskişehirspor’a aman vermeyen ve yorulan Barış’ı, Lorik Cana ile değiştirerek bir doğru hamle daha yapıyordu. Takımına, yorulmaya yüz tuttuğu dakikalarda anında müdahale ile tekrar canlılık kazandırıyordu. Zaten akabinde, Lorik Cana’nın müthiş gayreti, Arda’nın 45 metrelik boş koşusu, M.Sarp’ın, Arda’nın önüne topu, şiddetini ve falsosunu çok iyi ölçerek yuvarlaması, Arda’nın akıl dolu vuruşu ve Volkan Yaman’ın yetişememesi ile topun ağlarla buluşması Galatasaray’ı 2-1 öne geçiriyordu. Hemen arkasından da canı kaleye girmek istemeyen topu, Servet’in oyun konsantrasyonu girmeye ikna ediyor ve skor 3-1 oluyordu.

Bu dakikadan sonra düşünülen tek şey, buradan maçı verir miyiz oldu?

Rijkaard’da böyle düşünmüş olacak ki, arka arkaya 2-3 posizyonda artık error vermeye başlayan Serkan Kurtuluş’u çıkartıp yerine Gökhan Zan’ı alıp, Neill’i sol beke koyma hamlesi ile maçı bitiriyordu. Evet 70.dakika da maçı bitirdik. Bir teknik direktör işte kenardan böyle mühiş müdahaleler ile maçı sonlandırabilir yada müdahalesiz kalıp, Bursa maçında ki, Karpaty maçında ki gibi kötü sonuçları da doğurtabilir. Geçen sene ki Kasımpaşa maçından sonra ilk kez F.Rijkaard’a alkış tutuyorum. Sahaya çıkarttığı takımdan çok, dizilişten çok, felsefesi sebebiyle ve oyuna müdahaleleri ile aslında elinde çokta kalitesiz bir kadro olmadığını, sadece kullanım hatası olduğunu bize belgeliyordu. Umarım Kasımpaşa maçı sonrası yaşandığı gibi bir daha bu savaşçı, baskılı futbola aç kalmayız.

Maçla ilgili kısa notlar ;

•   Servet’in posizyonun da mesafe 1 metre bile yok, penaltı ile de alakası yok.
•   Eskişehir çok kötü olduğu için değil, Galatasaray iyi olduğu için Eskişehir kötü gözüktü. Sevgili basın bir kere de hakkımızı versin!
•   Eskişehir taraftarının, Rıza istifa seslerine katılıyorum. Geçen sene yedinci de yapmış olsa, o kentte yaşamış birisi olarak, o takımın başında daha coşkulu bir hoca gider diye düşünüyorum. Ayrıca Eskişehir’de yaşamış biri olarak şunu söyleyeyim ki Eskişehir taraftarı delidir, kavagacıdır ama merttir. Galatasaray’a başka, Beşiktaş’a başka tarife uygulayan tatlı su kurnalarının da her zaman farkındadırlar.
•   Maçtan sonra, LigTv spikerlerinin, Volkan Yaman’nın topu bilerek çizgiden çıkartmadığını kasteden yorumları mide bulandırıcıydı.
•   Arda Turan’nın Galatasaray taraftarı ile çok daha evvel gidip kucaklaşması gerekiyordu. Geç oldu ama olsun, onu da rahatlamış gördüm. Başkana ve hocasına yaptığı jestlerde ayrıca güzeldi.
•   Ali Turan gitgide daha iyi oluyor. Bu çocuk gerçekten de çok önemli bir savaşçı. Maç eksiği gittikçe, yerine alıştıkça, kendine güveni geliyor ve ileri de daha fazla destek vermeye başladı. Bu arada Ümit Davala sonrası ilk kez uzun taç atan bir oyuncumuz var ama sanırım bunun henüz hocamız farkında değil ya da bilmiyor.
•   Servet, Karpaty maçında başladığı dirilişine devam ediyor. Böyle devam et Servet.
•   33 yaşında ki Ayhan Akman’nın müthiş mücadelesine ise şapka çıkartıyorum.

Hakan Can/ScoutGS

Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.