Bekler Dururuz…

Bekler Dururuz…

Tarih: 2010-08-23 | 30 Kez Okunmuş.

  • Twitter
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • E-Mail

Transfer dönemi kapanmak üzere ve Galatasaray’da daha hangi yabancı oyuncunun gelip hangisinin gideceği belli bile değil.

Daha geçenlerde Polat “Transfer esasında çok kolay, karşı kulübün istediği parayı verin, futbolcunun istediği parayı verin ve alın getirin.” dedi.

Eylül ayı geldi neredeyse, Avrupa’da tur tehlikede, ligde ilk maçımızı kaybetmişiz ve “esasında çok kolay” olan transferler hala yapılmamışken, başkanımız basına ve taraftara transfer dersleri vermekle meşgul.

Sonra da devam ediyor ve diyor ki “Ondan sonra da ödemeye gelince, (İşte ödemeyelim veya erteleyelim) gibi bahaneler bulalım; biz onu yapmak istemiyoruz.”

Madem ödeme yapmak istemiyoruz, o zaman bedavaya oynayacak, ödeme yapmamız gerekmeyecek oyuncuları mı almak istiyoruz?

Ödeme yapmak istemiyorsak, ödeme yapamayacaksak, o zaman ne diye transfer yapmaya çalışıyoruz ki?

Peki bize koskoca Galatasaray’ın neden transfer yapamayacak duruma geldiğini de lütfedip anlatabilirmisiniz?

Tekrar devam ediyor başkanımız ve diyor ki “Yoksa transfer yapmak çok ahım şahım bir iş değil; neticede tüm dünyada Türkiye’ye gelen sporcuların hepsinin arzusu fazla para kazanmak; o fazla parayı verin ona, kulübüne de istediği parayı verin, oyuncuyu getirirsiniz buraya..”

Gelen oyuncular para kazanmak istiyorlar, hem de şu anda kazandıklarından “daha fazla para kazanmak istiyorlar”, biz ise ödeme yapmak istemiyoruz, değil daha fazla para vermek, para bile vermek istemiyoruz. O zaman biz bu problemi nasıl çözmeyi düşünüyoruz acaba?

Sahada aynı anda oynayabilecek oyuncu sayısı 6, ki elimizde şu anda zaten 6 yabancı var: Elano, Neill, Cana, Kewell, Pino, Baros. Gelecek adam zaten eldekiler varken onlarla beraber aynı anda sahada olamayacak.

Elde zaten 6 tane yabancı varken, akıl karı bir iş mi yapıyoruz yeni yabancı oyuncular getirerek? Nereden bakarsak bakalım, yabancı oyuncunun en kötüsü bile büyük bir ihtimalle yerli oyuncuların çoğundan fazla para kazanacak.

Polat devam ediyor: “Kaldı ki transfer sezonunun bitmesine daha 14 gün var, biz daha transferlerimizi bitirdiğimizi söylemedik. Transferlerimizi yapacağız.”

Yıllardır son günlerde yapılan transferlerden ağzımız az yanmadı mı da hala transferi son güne bırakma sevdasındayız? Ağzımızın daha kaç kere yanması lazım ki bu son gün transferlerinden ders çıkarıp, bu sevdadan vazgeçmemiz için?

Paramız yok ve para vermek istemiyoruz, ama aynı anda transfer de yapmak istiyoruz. Her ne kadar “hani bir kaç yetenekli adam bulur getiririz, belki Ribery gibi yıldızları parlar” diye de düşünmek istesek de düşünemiyoruz çünkü Polat’ın konuşması şöyle devam ediyor, “Galatasaray taraftarlarının da arzu ettiği nitelikte sporcular olacak.”

“En önemlisi, teknik heyetimizin, takımın ihtiyacı doğrultusunda transfer yapmak istiyoruz. Çok isimler geldi gitti Türkiye’ye. Galatasaray’a da geldi gitti. Ama isim olmak yetmiyor. Arzu edilen bu 11 kişinin oynadığı futbol neticede bir mekanizma, bir makine. Bunun ihtiyacı olan parçalarını getirip oraya koymak lazım. Bunu da en ekonomik şekilde sağlamak lazım. Biz onun için uğraşıyoruz şu anda. Görüşmelerimiz sürüyor. Daha önce de söylemiştim, bir saat sonra da bitebilir, bir hafta sonra da bitebilir. Ama transfer sezonu bitmeden, Galatasaray ihtiyacı olan futbolcuları muhakkak alacaktır ve almamız da lazım. Önemli olan bu transfer sezonu bitmeden önceki dönemde oynanan müsabakalardan herhangi bir şekilde kötü netice almadan yola devam edebilmek. Çünkü biz eylül ayında tam takım haline gelmiş oluruz. Ondan sonra da bu takım bence iyi yol alır.”

Maalesef açıklamaların neredeyse tümü birbiriyle çelişen açıklamalar. Gelen isimlere bir bakıyoruz ve son devrelerden aklımıza hemen Linderoth, Lincoln, Nonda, Dos Santos ve Jo geliyor.  Hayatında sakatlanmayan Linderoth’un genetik bir kemik büyümesi problemi yüzünden çekmediği sorun kalmadı ve de dolayısıyla futbola veda etmek zorunda kaldı. Ne yönetimi suçlayabiliriz, ne de kendisini çünkü milyonda bir olacak bir problem, adamcağız bize geldikten sonra ortaya çıktı. Normal sağlık testlerinde de görülmeyecek bir problem olduğundan, sakatlığı bizim şanssızlığımız oldu.

Lincoln’e önce basın vurdu, sonra taraftar. En son darbeyi de yönetimden yedi.  Futbolcu da insan sonuçta, her insanin karakter yapısı farklıdır ve de maksimum verim alabilmek icin her futbolcuya farklı bir yaklaşım gerekir; yabancılar bizim teknik direktör diye hitap ettiğimiz kişiye “menajer” diyorlar çünkü en büyük sorumlulukları gerek saha içinde olsun, gerek saha dışında olsun oyuncuları idare etmektir. Skibbe buradayken Lincoln’un hiç bir sorunu yok iken, son dönemde ise kurtların önüne yem olarak atıldı. Parası yüksek geldi, ödeme yapılmak istenmedi ve de uzaklaştırıldı. Alınırken parası çok değildi de, alındıktan sonra mı bir anda batmaya başladı? ”Kolay olan transfer olayında” ödememe durumuna düşme problemi oyuncu alınmadan niye tartışılmadı, ya da önlenemedi, hatta hiç bir tedbir bile alınmadı? Basın oyuncunun bavulunun ebatlarına takıp, saat kaçta tuvalete gittiğini bile manşet diye verince ise yönetimden neden hiç bir destek gelmedi? Kulübün oyuncusuna kulüp niye sahip çıkamadı, daha doğrusu çıkmaya bile çalışmadı? Yoksa “verilen paranın miktarı çok yüksek, belki çeker gider de paradan tasarruf ederiz” mi dendi?

Nonda takımın en skorer oyuncusuyken Jo için takımdan yollandı. Fener maçının mağlubiyetinin sorumlusu olarak ilk önce takımı, sonra da Franco’yu suçlamak gerekirken ceza Franco’ya da, Jo’ya da kesildi çünkü “maçtan sonra yüksek sesle evinde müzik dinlemiş”. Yukarıda başkanımız demedi mi “adamların gelme amacı ‘daha çok para kazanmak’” diye? Adam para icin gelmiş, profesyonel futbolcu. Maç bitmiş, taraftar için Fener maçının özel bir anlamı olsa bile profesyonel bir yabancı futbolcu için yok. Olsa bile maç maçtır, sen profesyonelsin ve maç bitmiş, önündeki maça bakacaksın. Yenildik diye adamın yas tutmasını mi bekliyoruz? Yerli oyuncularda yenilgiden sonra moral kalmadı zaten, son 11 haftada alabileceğimiz 33 puandan sadece 14 puan toplayabildik. Bari yabancılar da yas tutsalarmış, 14 yerine 3 puan filan alırdık, belki de Neill’i de yollar, verdiğimiz paradan kurtarırdık. Jo mu kaybettirdi Fener maçını ya da diger kaybettiğimiz puanları? Ettirdiyse de farketmez nasılsa çünkü Türkiye’de futbolda başarı yönetime gider ama yenilgi için ise hemen bir suçlu yaratılır. O suçlu oyuncu olmazsa teknik direktör olur ama asla yönetim olamaz. Jo suçlu ilan edildi ve onu da diğer bir sürü yabancıyı yediğimiz gibi yedik. Adamı daha 4 ay idare edemiyoruz, sonra da bizde yıllarca oynayacak adam aramaya devam ediyoruz.

Alınacak ders: ”Aman müziğimizi dinlerken her ihtimale karşı dikkatli olalım ki ses yüksek olursa belki ekonomimiz filan batar, sonra da biz suçlu ilan ediliriz”.

Dos Santos Meksika milli takımının en iyi oyuncularından birisi seçildi dünya kupasında. Dos Santos yırtındı Galatasaray’da kalmak istiyorum diye. Rijkaard yırtındı kalmasını istiyorum diye, ve sonra da konuşulmadan, pazarlık bile edilmeden yollandı. Gelmek istemeyeni zorlaya zorlaya getirmeye çalışırız ama kalmak için can atanı ise (hem de yıllık olarak cüzi bir miktar alan oyuncuyu) anında yollarız.

Sonra da taraftara “biz teknik heyetimizin istekleri doğrultusunda transfer yapıyoruz” diye gerçekle ilgisi olmayan beyanatlarda bulunuluyor ve de ne yazık ki çoğu taraftar ise her duyduklarına inanıveriyor.

Jo’yu kovarlar, yerine Jack’i getirirler eski takımında 51 gol atmış, asist yapmış, bizde de çok başarılı olacak diye. Ertesi sene onun yerine de Carlos Albertos Humpos Mumpos diye aynı vaatlerle bir başkasını getirirler ki bu oyuncuların hiç birisini teknik heyet değil istemek ya da onay vermek, oyuncuların isimlerini bile duymamıştır. Malesef Türkiye’de 3 büyüklere gelen yabancıların çoğu yönetim tarafından alınan, teknik heyete danışılmadan getirilen oyuncular. Yönetici televizyonda görmüştür, birisi bir diğerine söylemiştir, scoutdan duymuştur, menajer tavsiye etmiştir, ya da bir şekilde birileri gelmesini istemiştir bu oyuncuların. Maradona “benim veliahtım” dedi diye Carrusca alındı, 5 senelik kontrat yapıldı ve şu anda hala bizim oyuncumuz olarak Arjantin’de kiralık olarak oynuyor. İnternet erişimi olan bir kişi araştırırsa Maradona’nın en az 10-15 diğer genç oyuncuya da “benim veliahtım” dediğini öğrenebilir ama Carrusca ona rağmen yine de getirilmiş ve de 5 yıllık anlaşma imzalanmıştır. Gerets’e danışılmamıştır, Gerets istememiştir ama ona rağmen alınmıştır ve de zorla kadroya bile sokulmuştur. Sonunda Kalli ben bu adamı istemem dedikten sonra elden çıkarılmaya çalışılmıştır ama para vermek isteyen tek bir takım bile çıkmadığı için de elimizde patlamıştır. Adı sanı duyulmamış, teknik heyetin onayı alınmadan 5 yıllık anlaşma imzalanan oyuncuya verdiğimiz paralar ise hiç bir şekilde taraftara aktarılmamıştır, hiç bir hesap verilmemiştir.

Ne  oyuncular geldi, ne oyuncular gitti. Para vermek istemediklerimiz oldu, işimize yaramayanlar oldu, disiplin problemleri olanlar oldu, Canerler, Lincolnlar, İnamotolar, Nondalar, Tomaslar, Orhanlar, Necatiler, Cihanlar, Songlar, Jolar, Dos Santoslar, Linderothlar, Karanlar… Ve de uzun vadede planlama yapılıp teknik heyetin istedigi doğrultuda oyuncular alınmadığı sürece de daha niceleri olacak.

Transfer yapılacaksa sezon bitmeden teknik heyetin doğrultusunda bir liste belirlenir, araştırmalar başlatılır, menajerler tarafından oyuncuya haber verdirtilir. Kulüp tarafından bütçe belirlenir ve de futbol şubesine ve de teknik heyete iletilir. Gidecek oyuncular belirlenir ve de sezon bitip bütçe kesinleştiğinde ise elde uzunca bir liste olması gerekir ve de alınacak oyuncularla tercih sırasına göre görüşmeler başlar. 3 oyuncu alacaksan 3 oyuncuyla görüşüp son ana kadar beklenmez. Listedeki herkesle temasa geçip önce gelip gelmek istemediklerini öğreneceksin ve de 3 isim alacaksan bile 20 kişilik listen varsa, hepsiyle görüşmelere başlayacaksın. Biri olmadı mı zaman kaybetmeden diğerine geçeceksin. Paran hazır olacak ki ön anlaşma yapıldığında resmi anlaşmayı zaman kaybetmeden, bekletmeden yapabileceksin. Transfere onayı teknik heyet, transfer işlemlerini ise futbol şubesi yapar, yönetim ya da başkan karışmaz ve karışamaz.

Bizde ise bütçe yok. Liste yok. Daha doğrusu liste var ama o oyuncuları futbol şubesi de, başkan da beğenmez. Beğendiklerine ise paramız yetmez. Tüm Türk takımlarında yönetim ve başkan oyuncu tavsiye eder, son onayı başkan verir. Başkan olmaz derse başka hiç bir nedene bakılmaksızın transfer yatar ki ne teknik heyet bir şey diyebilir, ne de futbol şubesi.

Para yok. Takstile anlaşma yapılmaya çalışılır, en sonunda bir ön anlaşmaya varılır ama bu sefer de anlaşma sağlanılan taksitler, son anda değiştirilmeye ya da miktarları düşürülmeye çalışılır. Yöneticiler ya da başkan bizzat gidip imza atmak isterler ki transferi kulüp değil, biz yaptık diyebilsinler.  Karşısında koskoca başkanı gören karşı kulüp ise “başkan bile ayağımıza geliyor, demek ki gerçekten çok istiyorlar bu oyuncuyu” der ve fiyat artırır, sonuç olarak da bitmiş transfer iptal olur. Başka transfer bitmek üzereyken şu menajer şu oyuncuyu tavsiye eder, bu sefer yönetim “haa, o oyuncu daha iyi, onu alalım” der, bu arada ilk oyuncu başka kulübe transfer olur, “iyi oyuncu” ise ya para yetmediğinden, ya başka bir kulübe gitmek istediğinden, ya Türkiye’ye gelmek istemediğinden, ya da son anda beklenmeyen pürüzler çıkmasından dolayı bu transfer de gerçekleşmez. Eldeki garanti transfer de gitmiş olduğundan bu sefer yeni isimlere yönelinir.  Anlaşmalar yapılır ama teknik heyete son ana kadar haber verilmez. Teknik heyet biz o adamı ne yapacağız diye sorarsa da, bu sefer misilleme olarak ya o transfer yapılır, ya da başka bir oyuncuya yönelinir. Hatta “sen oynatmayacaksan oynatacak başka teknik heyet getiririz” bile denir.

Menajerlere güvenilir. Menajerin işi para kazanmaktır, önce kendi menfaatleri gelir, sonra futbolcusunun menfaatleri. Kırık malı, bozuk malı pahalı bir pakete sarıp, kapı kapı takım dolaşır ki para verecek bir takım bulabilsin. Oyuncu nasıl oynayacak, takıma uyacakmı, uymayacakmı, hiç farketmez, satılan oyuncu menajer için para demektir.

Tabi bu arada transfer planı olan takımlar tüm Avrupa’da ve dünyada takır takır transfer yapmaya devam ederlerken, bize gelmek isteyen adamların bir çoğu da biz sorunlarımızı halletmeye çalışırken başka bir takıma transfer olurlar. Transfer sezonunun sonu yaklaştıkça da hem seçenekler azalır, hem de fiyatlar artmaya baslar. Menajerler tavsiye üstüne tavsiyede bulunmaya devam ederler, anlaşılan oyuncuya teknik heyet ve futbol şubesi olur der ama bu sefer başkan istemez. Sil baştan, aynı şey baştan sona tekrarlanıp durur, transferin son gününde de kimi kapabilirsek getiririz. Bir Linderoth isteyen Gerets’in eline “al sana İnamoto, güle güle kullan” örneği gibi, Linderoth’u isteyen teknik adam kovulduktan sonra yerine gelen teknik adamın sistemine uymasa da bu sefer Linderothlar alınır, Barusso’lar alınır ve her sezon aynı filmi başka aktörlerle izlemeye devam ederiz. Takım başarılı olmayınca, olamayınca da teknik heyet yollanır, yenisi getirilir ve de aynı şeyler tekrarlanır.

İnsan kendi kendine sormadan edemiyor “koskoca Arsenal, oyuncu ve menajeriyle bütün anlaşmalar yapıldıktan sonra Wenger oyuncumu satamazsınız deyince gıkını bile çıkarmadan teknik adamın isteğini kabul ederken, acaba Rijkaard’a Topal ve Keita’nin satılıp satılmamaları sorusunu sormak bir yana, bu oyuncular satıldıktan sonraya kadar haber vermeye tenezzül eden birisi bile varmıydı yönetimde” diye.

Herkesin takıntıları var, normaldir. Bir yönetici vardır, çift rakamdan başka rakam teklif etmez, başka yönetici ise içinde asal sayı olmayan teklif kabul etmez. Bunlar olası şeylerdir ama asıl önemli olan bir transfer politikasının olması ve de bu politikanın harfiyen izlenmesidir.

Taraftar ne olduğunu anlayamayınca da kişilere yönelir, yöneticiler ise kendilerini kurtarmak için hedef alınan kişileri korumazlar, aynen Adnan Sezgin’de olduğu gibi. Hatta üstüne bir de kurtlara yem atarlar ki taraftar kendilerine odaklanmasın diye. Sezgin mi istiyor transferlerin olmamasını? Sezgin kendi cebinden para mı verip alıyor bu adamları? Sezgin onay almadan adım atamıyor, nasıl gidip transfer bitirecek?  Sezgin isimleri buluyor, istenen isimlerle görüşüyor ve de ondan sonra kendisi almak istese de istemese de yapabileceği bir şey yok çünkü eli kolu bağlı; yukarıdan onay gelmediği sürece hiç bir şey yapma gücü yok.  Adnan Sezgin olmasa yine aynı durumda olurduk, Cana ve Pino’ya verdiğimiz paraların 2 mislini ödemiş olurduk, durumumuzun da şimdikinden hiç bir farkı olmazdı. Hatta Cana ve Pino’yu bile alamazdık çünkü başka bir kişi fiyatları Sezgin’in çektiği kadar aşağı bile çekemezdi.

Başkanımız ise “Önemli olan bu transfer sezonu bitmeden önceki dönemde oynanan müsabakalardan herhangi bir şekilde kötü netice almadan yola devam edebilmek. Çünkü biz eylül ayında tam takım haline gelmiş oluruz. Ondan sonra da bu takım bence iyi yol alır” diyor. 2 maç kaybettik, Avrupa’da tur tehlikede ve atı alan dereyi geçmeye basladı, biz daha at arıyoruz. Atı bulup da takıma alıştırana kadar da 10-15 puan geride kalırsak, bu sezondan hiç bir şey beklenmez. 50 bin kişilik stadı değil, 10 bin kişilik stadı doldurmaz bu taraftar. Kaz gelecek yerden değil ördeği esirgemek, eldeki ördeği bile kaybedersek, ne takımdan, ne de taraftardan hiç bir şey beklememek gerekir.

Şu takım oturana ve de transferler bitene kadar da bu köşe kontra köşesinden çok korku filmi köşesi olarak kalacak herhalde. Gerçi transfer sezonu sürecinde seyrettiğimiz filmler daha çok gerilim filmi türünde geçiyor ve de asıl korku filmi yanlış transferler yapılırsa (ya da transfer yapılmazsa), lig başladıktan sonra gösterime girecek.

Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.