Korkunç Bir Film: Galatasaray
Tarih: 2010-08-15 | 27 Kez Okunmuş.
Keita gitti, Pino sakat, Serdar’ın ateşi çıktı, Baros yok, Mehmet Batdal ilk 11′de oynamıyor, Elano yok, olsa da zaten bir şey yapamıyor.
Bugün kesin Kewell golcü olarak oynar diye düşündüm ama bu sefer de Ayhan oyun kurucu mu olur sorusu takıldı kafama; iyi bir kaç hareket yapsa bile koşu yoluna pas diye bir şey yok kitabinda, yaşı gelmiş 33′e ve de bu yaştan sonra da zor öğrenir zaten. Tüm takım gerideki adama sadece geri pas gereken pozisyonlarda topu verip, diğer paslarda ileriye oynamaya çalışırken, takımda sadece Ayhan ilerideki adamın önüne top atmak yerine topu adamın arkaşına atıp, koşan adamın bile durup geri dönmesine neden oluyor. Arda oyun kurucu oldu mu da dakika 60-70′den sonra değil koşacak, malesef yürüyecek hali bile kalmıyor.
Kaç aydır maç seyredememize rağmen, yapılmayan transferlerden sonra ne maç seyretme isteğim vardı, ne de garanti kazanırız düşüncem. Sırf transfer yapılmak için zaten transfer yapılmaz ama takımın hali belliyken, eksik yerlerimiz her maç alarm verip aynı hataları tekrarlarken hala transfer yapılmaması ise insanda ne moral bırakıyor, ne de heves. Inanç olmasa da ufak bir umutla yine oturduk televizyonun başına.
Maç başladı, hiç ummadığım kadar baskılı başladık ama daha ilk dakikalarda top rakibe gittiği an ekranda gözüme batan ilk ve tek şey Sabri’nin olmadığı sağ kanadımızın tarla gibi bomboş olduğuydu. Daha 4. dakikada Hakan ilk Beograd maçinda yaptığı gibi gelen şuta sırtını döndü, ve seken topu 90′dan Aykut çıkarmasa maça resmen 1-0 yenik başlayacaktık. Bir de üsüune Neil’in kontrolsuzca topa girip eliyle vurmasına verilmeyen penaltı için de hakem düdüğünü çalsa ve de o penaltı golle sonuçlansa, dakika 5, durum 2-0 aleyhimize olacaktı. Durumun 2-0 olmasına sebep veren oyuncular da Beograd maçında yaptıkları hatalarla 2 gol yememize sebep olan aynı iki oyuncu olacaktı. Fakat Sivas için her ne kadar şanssızlık da olsa, bizim şansımız yaver gitti ve Mustafa yakaladığı pozisyonu da affetmeyince 1-0 öne geçen taraf biz olduk. “Böyle devam edersek ilk maçımızı farklı kazanırız” düşüncesi de kafama tam girmeye başladığı anlarda Galatasaray futbol oynamayı bırakıverdi ve de oyuncuların neredeyse tümü sahada amaçsızca gezinmeye başladılar. Maç bittiğinde ise çoğumuz için değil fark atmak, fark yemediğimize şükretmekten başka yapacak bir şey de yoktu.
Mustafa Sarp’ın doğru kaleciye giden topuna Abdurrahman eliyle dokunup topun yönünü değiştirmese idi, o top da gol olmuyordu ama şansın 10 dakika bile olsa sürekli bizim lehimize olmasını kaç yıldır görme firsatımiz olmadığından ötürü tam kendi kendime “maçın akışı daha baştan tamamen lehimize değişti, kaç senedir hep bize karşı olan şans galiba sonunda bize dönmeye başladi” diye düşünmeye başlarken, imkansız olan gerçekleşti ve takım bir anda resmen bir 3. lig takımının görünüşüne ve oynayışına büründü.
Ilk 10 dakika dışında neredeyse tüm maçı sistemsiz oynadık. Oturtulmak istenen sistem belli, oyuncuların ne yapmaları gerektiği belli ama yönetimin unuttuğu nokta ise elimizdeki oyuncularla bu sistemin yürümeyeceği. “Eee, o zaman elindeki oyunculara göre sistem kursana” diyen binlerce kişi var her maçtan sonra ve bu aynı kişiler bu cümleyi resmen iki senedir ağızlarına sakız ettiler. 1. lig takımı olmasan, Galatasaray olmasan, belki böyle bir şey düşünmeye hakkın olabilir çünkü nasıl olsa bir sürü nedenin ve mazeretin olur; paran yoktur, imkanların yoktur, oyuncuların yoktur. 2000 yılında çağın ilk UEFA kupasını kazanmıs bir takımın ise ne mazereti olabilir ne de imkansizliği. Daha 4-5 sene önce birisi “koskoca Galatasaray bu durumlara da mı düşecek” dese millet herhalde bir taraflarıyla gülerdi bu yoruma ama o gülünecek durum şu anda resmen gerçeğimiz olmuş durumda.
Madem oyuncu almayacaksın, o zaman takımın başına ne diye Rijkaard’i koyuyorsun? Yok hedeflerimiz varmış da, ilerisini düşünüyormusuz da, falan filan, hepsi mazeret. Galatasaray taraftarının ise mazeretlere artık karnı tok çünkü Gerets döneminden beri taraftara üç öğün yedirilen tek şey mazeret. Lincoln geldi, basın Lincoln’e taraf aldı, dolayısıyla taraftar da Lincoln’e taraf aldı ve de basın/taraftar/Üstünel elbirliğiyle takıma gelmiş en yararlı olabilecek oyunculardan birini kaybettik. Basın Elano’ya aynı şeyleri yapıyor mu? Basın Lugano’ya aynı şeyleri yapıyor mu? Yapmaz tabi çünkü onların tek başlarına Galatasaray’ı başarıya taşıyacak kabiliyetleri yok. Ne zaman Galatasaray’a faydalı olacak bir oyuncu çikar, işte basın o zaman başlar sallamaya.
Lincoln skandalla ayrıldıktan sonra bir bakıma ortalığı da yatıştırmak için takımın başına Rijkaard’i getirdik, bir anda umutlarımız tekrar yükseliverdi ama geldiğinde herkesin beklentilerinin tavana vurmasına neden olan Rijkaard ise şimdi de başta basın olmak üzere, basın ve çoğu taraftar tarafından takımın durumunun tek suçlusu ilan edildi. Sen gidip Fransa’dan dünyaca ün yapmiş bir şef getireceksin lokantana, sonra da eline soğan ekmek verip harika yemekler yapmasını emredeceksin. Yok öyle şey. Madem getireceksin belli bir sistemi olan teknik direktörü, anlaşmayı yapmadan önce söz verdiğin gibi eline istediği malezemeyi hiç olmazsa kısmen vereceksin. Malzemeyi veremeyeceksen de zaten baştan yalan söyleyip adamı getirmeyeceksin, yoksa elinde patlar görmek üzere olduğumuz gibi.
Madem o söz verdiğin türde oyunculari getiremiyorsun, o zaman hiç zaman kaybetmeden Rijkaard’i yollayacaksın, başka yolu yok. Yerine Kalli’yi getirirsin, Rijkaard ve ekibine 1 yılda verdiğimiz parayla da Kalli’nin 5-6 yıllık maliyetini karşılamiş oluruz. Nasılsa para verip oyuncu almaya kıyamıyoruz, Almanca bilen oyuncularla Kalli’yle her sene ilk 3′e girmek için uğraş veririz, ta ki yönetimde bir şeyler değişene kadar, birilerine bazı şeyler dank edene kadar.
Transfer sezonu bitene kadar orta sahaya birisi oyun kurucu, birisi box-to-box 2 oyuncu transfer edemezsek, ve de takviye yapılmadan eldeki kadroyla devam etmeye karar verirsek de hefefimiz şampiyonluk ya da ilk 3′e girmek değil, ilk 10′a girmek olur ve de ligi 5. sıranın üstünde bitirmek bu kadro için muhteşem bir sonuç olur. Tabi bu arada Rijkaard da artık dayanamayıp en geç devre arasinda çekip giderse de, futbol takımının kendini toparlaması yıllar alır. Yönetim ise büyük bir ihtimalle Rijkaard’in gidişinden ders çıkarmak yerine konuyu saptırıverip “kimyalarımız uyuşmamıştı, yeni getireceğimiz hoca hem Türk futbolundan daha iyi anlayacak hem de oyuncularla iletişimi üst düzeyde olacak” türünden söylemlerde bulunup “seneye söyle olacak, böyle olacak” diye boş sözlerle bizleri kandırmaya devam ederler, ve de doğal olarak kendilerini sorumlu olarak görmeyecekleri için ise istifa filan etmelerini beklemek de pek akılllıca olmaz.
Belli ki içim dolmuş, maç yorumu yapayım derken konuyu iyice saptırdım. Maç için sonra detaylı bir yorum yapabilirim belki ama bugün aldığımız sonuç ne olursa olsun, “bu kadroyla ancak bu kadar” demekten başka yapacak hiç bir şey yok. Eksiklikler ve sakatlıklar bir yana, oyuncular çoğu, şimdiye kadar gösterdikleri en kötü performansi gösterdiler bugünku maçta. Sabri’nin yokluğu anormal derecede hissedildi. Çoğu insan her hafta “Sabri şu hatayı yaptı, şutu dağlara taşlara gitti, hata yaptı gol yedik” demekten bıkmıyor belki ama gerçek olan ve unuttukları bir nokta şu ki, Sabri her maç resmen 2-3 değişik pozisyonun görevlerini üstleniyor. Kademe anlayışı onunki kadar gelişmiş adam yok takımda ama çakma yazarlar dahil tüm medya (bilhassa televizyonda yorum yapan bazi şahıslar) daha “kademeye girmenin” anlamını bile bilmeden her kötü sonuçta “Sabri kademe hatası yaptı” plağını koyup oynamaya başlıyorlar. Adam ufacık boyuna rağmen kale içinden gol olacak toplar çıkartıyor, bir bakıyorsun sağbek oynuyor, bir sonraki pozisyonda ortanin solunda adamdan top çalıyor, sağ korner direklerinde çalım atıyor, gücünün yettiği her yere koşuyor. Fenerbahçe’yle oynadığımız hazırlık maçında Stoch Stoch diye dillerine dolamıştı yorumcular ama bir pozisyonda top Sabri’nin ayağındayken Sabri öyle bir depar atti ki Stoch Sabri’yi yakalamaya çalışırken Sabri 10 metrelik koşuda Stoch’a resmen 5 metre fark attı. O kadar değişik bölgede ve de geniş bir alanda oynayınca da hata yapınca Sabri, tabi göze batıyor. Her ne kadar karşı çıkan olacak olsa da “Sabri gibi 4 tane adam olsa defansımızda, kaleciye top bile gelmez” deme cesaretini de gösteriyorum
Bugün Hakan Balta berbattı, berbatın da ötesindeydi. Solbek değil, resmen Servet’le aynı yerde çift stoper oynadı. Ali Turan ise Hakan Balta’dan da kötüydü ve de o da Neil’le beraber ayni mevkide çift stoper oynadı:
(Servet + Hakan = 1 stoper) + (Neil + Ali Turan = 1 stoper) = 2 stoper. Tüm maçı 0 solbek, 2×1/2 sol stoper, 2×1/2 sağ stoper, 0 sağbekle oynadık resmen.
Ortada Cana tek kaldı, Mustafa Sarp koştu, didindi, uğraştı ama yanlamasına pas yapan, ilerideki adamın arkasına pas veren bir Ayhan’la beraber iyi bir uyum içinde değildi her zamanki gibi. Mustafa golünü attı ama onun dışında da bol bol topsuz alanda koşup pres yapmaya çabalamaktan başka pek bir şey yaptığı da yoktu. Ayhan bir sürü iyi top çaldı ama çaldığından fazlasını da rakibe kaptırdı. Oyun kuramadı, diğer oyuncuları tamamlayamadı ama tamamlanacak pek oyuncu da yoktu gerçi bugün.
Emre Çolak ilk 5-10 dakika topla bile zor buluştu ve de yaptığı “ilk hata” sonrası, Arda’dan fırçayı yiyince de oyunun geri kalan bölümünde resmen Arda’ya kilitlendi. Arda dışında başka bir oyuncuya pas verdiğini pek hatırlamıyorum maç boyunca. Arda’dan ise hiç ummazdım Emre’ye böyle ulu orta sert çıkmasını.
Arda başlarda iyi oynadı ama yoruldukça yoruldu ve de 50-60 dakikadan sonra pili tükeniverdi. Yine de takımın en faydalı isimlerinden biriydi ki faydali olan oyuncu sayısı bugün 4, belki de 5′i geçemedi.
Sağ kanatta Pino’nun sakatlığının üstüne bir de Serdar olmayınca sağ kanadimiz yoktu resmen. Sağ kanatta ender Arda ve Emre Çolak atakları, 1-2 de Kewell pozisyonu dışında sağ kulvar aynen sağbek gibi bomboş kaldı. Gol hariç tüm ataklarımız soldan ve ortanın solundan gelisti. Ikinci yarınn ortalarından itibaren ise sağ kanatta kim top kullandıysa, topları kaptırmaya başladı ve de bilhassa başta Ali Turan olmak üzere, ne Arda ne de Emre hiç bir verim sağlayamadılar o kanatta.
Sol kanatta ise bir Hakan Balta vardı ki onun bugün yaptıklarını – daha doğrusu yapmadıklarını, yapamadıklarını ve de yapmaya bile çalışmadıklarını – yazmak herhalde 3-4 sayfa sürer, o yüzden berbattı deyip geçiyorum.
Mehmet Batdal sol kanatda, ortada ve ortanın sağında az oynamasına rağmen epey etkili oldu ama onun çabaları da sonucu değistirmeye yetmedi. Bu çocuk bu boyuna rağmen çok iyi top hakimiyetine ve de şut yeteneğine sahip, inşallah gerekli şans verilir diyorum çünkü çok işimize yarayacak bir oyuncu olabilir.
Yine herkes suçu Aykut’a atmaya çalışır ama Aykut ilk yarının başında o Beograd golünün benzerini yeseydi, bence maçı farklı kaybedebilirdik. Kafayla atılan golde onu Beograd maçındaki gibi yine bomboştu, rakip oyuncunun her iki yanında da 3-4 metre mesafede tek bir Galatasaraylı oyuncu yoktu, resmen gel de at dediler adama. Yakınındaki tek oyuncu ise kendisini tutan Ali Turan’dı ki Ali Turan rakiple kale arasında rakibi keseceğine, rakibin arkasındaydı, ve rakip kafayı vurup golu atarken Ali Turan’ın tek yapabileceği şey rakibin arkasından golü seyretmek oldu.
2. golde ise Hakan’ın kaptırdığı top sonrası Ayhan kayarak müdahele etmeye kalktı ama en az 1 metreyle ıskaladı rakibi. Cana ayni şeyi denedi ve topa ve rakibe dokunsa da çabası pozisyonu bozmaya yetmedi. Tabi bu arada 4 stoperle oynayan defansımız yerleşir diye ummam da boşa çıktı çünkü 4 adam ne yer kapabildiler, ne rakibin pozisyonunu bozabildiler, ne de sahayı bölebildiler. Tek yaptıkları şutu ve golü seyretmek oldu. Defansın neredeyse her maç böyle oynadığını gördükçe aklıma gelmiyor degil “acaba Denizli’yi mi getirsek, böyle defansin varsa bari 3-5-2, 3-4-3 oyna, nasılsa gol yiyeceksin, böylece hiç olmazsa yediğinden fazlasını atma şansın artar” diye.
Barış‘a geldiğinden beri hiç ısınamadım futbolcu olarak çünkü her şeyi bana sahte geliyor. Hakkını vermek lazım, enerjisi bol ama sahaya 200 metre koşucusu koysan verim olarak Barış‘dan daha fazla verim verebilir takıma. Her pozisyonda kendini atıyor ve de atabilir tabi, ama o artistik kendini yerden yere atış tarzını gördükçe midem bulanıyor resmen, hakemi aldatmaya yönelik hareketten kart yiyince de kendisi dışında kimse şaşırmıyor neden yedi diye. Bu kadar bariz bir şekilde yere atmayıver kendini, hiç olmazsa bir kere olsun faul yapıldığında yere düşüver ve azıcık kaydıktan sonra duruver. Her faul yapıldığında yerden 1 metre havalanıp 3 parende atıp yere düşünce fırıldak gibi dönmek zorunda değilsin.
Her neyse uzun lafın kısası, bu maçta hayatımda ilk defa “keşke su Ali Turan çiksa da yerine Barış‘ı soksa Rijkaard” demekten kendimi alamadım ve nitekim Barış sonradan oyuna girdi. Ama maçtan sonraki tepkim ise “bir daha ‘keşke Barış girsin’ diye sitemde bulunursam dilimi eşek arıları soksun” oldu. Bu kadar çok şans verilen, bu kadar uzun süre takimda tutulan Barış gibi bir oyuncuyu 30-40 senedir görmedim. Adam bal yapamayan arı değil, futbol oynamasını bilmeyen futbolcu resmen, ve Kalli’den ne kadar teknik direktör olursa, Barış‘dan da o kadar Galatasaray’a yararlı bir oyuncu olur. Verilen fırsatları da kullanamamaya devam ediyor. Bence Almanya’da 1. lig takımlarından teklif alırsa yapabileceği en iyi şey o teklifi kabul etmek olur. Belki o kadar da kötü bir futbolcu değil ama Galatasaray’a uymuyor.
Mehmet Yıldız resmen Sivas’ın yarısı ama adamda bir çene var ki yanında Ümit Karan bile dilsizmiş gibi kaliyor. Her fırsatta hakeme bağırıp çağırıyor, sürekli itiraz ediyor. Faul yapılan arkadaşı yerden kalkmış, bizim oyuncuyla tokalaşmış, Mehmet Yıldız ise hala hakeme sövmekle meşgul, ve ne kart var, ne de ikaz. Böyle devam ederse lig maçlarının yarısını cezalı olarak kenardan seyreder ve de Sivas’ı yarım takımla oynamaya mahkum eder. Adamda akıcılık olsa, bitmiş, geçmiş pozisyonlar hakkında tartışmayı bırakıp hakemle uğraşacağına kendini bir sonraki pozisyona verse, adam Türkiye’deki en iyi futbolculardan biri olur.
Hakemlere gelince ise pek iş yok malesef. Orta hakem önünde yapılan faulleri görmüyor, faul olmayanlara ise düdük çalıyor. Arda’ya 27-28. dakikalarda kontrpiyede kalan iki değişik oyuncu tarafından arkadan üstüste iki tane kasti faul yapıldı, değil kart, düdük bile çalmadı ki her iki pozisyonda da hakem Arda’ya en fazla 10 metre mesafede idi. Arda’nin bilinçli olarak eliyle oynamasına düdük yok, rakibin koluna yanlışlıkla çarpan topa ise düdük çaliyor, bir de üstüne kart veriyor. Ağır faullere kart yok ama Baros gerçekten düşürülünce bir de üstüne kart yiyor, hem de hakemin ta gözü önünde. Bir de Mehmet Yıldız’ın vaprazlama kendini yere atıp arkadan gelen adamın kendisine çarpmasını sağlamasına ikaz ya da sarı kart vereceğine serbest vuruş verdi ki gol zaten oradan geldi
Bugünkü maçta Rijkaard’a da pek suç bulamıyorum çünkü eldeki oyuncularla pek daha değişik bir kadro kurma ihtimali yoktu. Oyuncuların bu kadar kötü performans sergileyebileceklerini ben şahsen aklımdan bile geçirmiyordum ve Rijkaard’in da geçirmiş olacağını hiç sanmıyorum.
Ben şahsen Kewell’i Avustralya Milli Takımında bir çok maçta olduğu gibi Cana’nın önünde oyun kurucu olarak oynatırdım, Mehmet Batdal’ı ileride tek adam ve kanatlarda Arda/Emre olarak, ya da Emre’yi oyun kurucu olarak başlatıp, Arda ve Kewell’i dönüşümlü kanatlarda oynatip Mehmet’i ileride tutardım. Ayhan’ın yerine ise banko Musa’yla başlardim, Ayhan’dan kötü bir oyun çıkarması imkansıza yakın olurdu. Bir ihtimal Ayhan Mustafa’nin yerine, Musa da Ayhan’ın yerine konabilirdi ama Mustafa golü de atamazdı. Rijkaard’in tek değişiklik hatasi bence ilk yaptiği değişikliğin Ali Turan olmamasıydı ama 2-1 gerideyken de artık tüm riskleri almak zorundaydı. Barış’ı ben bile sokardim diye düşündüm ve de hatta istedim ama girdikten sonra da durum ne olursa olsun tövbe ettim bir daha girmesi gereken oyuncu olarak Barış’in ismini anmaya
Bugünün tek artısı yalnız, Mehmet Batdal’ın ayaklarına çok hakim olduğunu ve de kanatlarda da oynayabildiğini biz gördük, umarım Rijkaard’da görmüştür. Çocuk oyuna girdi, resmen gelen her hava topunu aldı. Gelecek aylarda çok işimize yarayacagını da düşünüyorum.
Bakalım bu sene ne olacak. 2-3 senedir lige ilk maçlarda, her maç neredeyse 3-4 gol atarak çok iyi başlıyoruz ama sonradan dağılıyoruz. Bu sene belki geç form tutarsak formumuzun düşüşü de gecikir diye düşünmek istesem de ne düşüneceğimi daha bilemiyorum. Orta sahaya acil 2 tane çok iyi kalitede oyuncu alınmazsa erken form tutmuşuz, geç form tutmuşuz, hiç farketmeyecek nasılsa. O takdirde bu kadro ile malesef ilk 5′e bile giremeyiz.
Yok mu ilk 5′e girme ihtimali? Var tabi, ama oyle olması için de sene boyunca sakatlıkla boğuşan ve de formda olmayan hiç bir oyuncumuzun olmamasi gerekir ki ona da ben pek ihtimal veremiyorum.
Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler izinsiz kullanılamaz. Scoutgs.com sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
